Daha birkaç gün önce yazmayacağım demiştim ama yalancı olduğumu zaten biliyorsunuz. Bu yüzden uzun uzun açıklamayacağım ve yazıma geçeceğim.
..........
Bir kaç zamandır kafamda dönüp dolaşan bir cümle var, nedense kafamda ilk kurulduğunda ingilizce oluştu, bazı cümleler türkçeye çevirince büyüsünü kaybediyor, o da öyle kalıverdi. Her neyse, kafamda şu geziniyor, "family is trouble".
Bunun gerçekten bana ne ifade ettiğini anlatabilmem için gereksiz bir açılıma girmem gerekecek ve düzenli olarak uluslararası magazin programları izlediğim için çok iyi bildiğim bir gerçek var, o da ailenin kirli çamaşırlarını dökmenin hiçbir zaman hiç kimseye faydası dokunmadığıdır. Bir gün gelir seni popondan ısırıverir.
Ama ifşa etmeden anlatabilinecek şeyler de vardır, çünkü her ailede bir tane çatlak büyük hala, bir kara koyun kuzen, bir hayırsız dayı ya da paragöz bir teyze (vb.) mutlaka vardır. Ya da hiç olmadı, bir hasta dede, bir alzheimerlı büyük anne vardır. Belki hiç umursamazsın, belki her şey daha senin kulağına gelemeden kuma gömülür belki de sen onlarla kuma gömülürsün, asla sana ait olayan sorunların bir şekilde sana değen ucuyla onlarla beraber sürüklenirsin. Öyle yada böyle aile ölünceye kadar peşinizi bırakmayacak bir beladır. Atsan atamazsın satsan satamazsın. Hep kafanın üstünde bir bulut gibi taşırsın, bazen güneşli havalarda olur ama yağmur taşıdığında sığınacak hiç bir yer bulamazsın çünkü zaten altına sığınabileceğin en güvenilir sığınak da yine onlardır. En kötüsü de her şeyi "senin iyiliğin için" kılıfına uydurarak yaparlar ki bu da onlardan huzur içinde nefret etmene engel olur. Fedakarlıkların altında ezilirsin, birden bire büyüyüverirsin yada hep çocuk kalırsın. Seni dindar, inançsız, bencil, pozitif, verici, itaatkar yapabilirler ya da doktor, avukat vs. Ne kadar inkar edersen et sen onların bir parçasısındır. Belki parçasından çok eseri demek daha doğrudur çünkü genleri bir yana bıraksak da armut elbette ki dibine düşecektir. İstemesen de bir şeylerin hep onlara benzeyecektir.
Doğruyu söylemek gerekirse ben hiç bir zaman ailesinden nefret eden asi velet olmadım. Ergenliğin en ateşli zamanında bile. Hatta babam benim kahramanımdı, onun hikayeleri, gençliği, inançları, inceliği, cntilmenliği, yaptığı her şey benim yapmak istediğimdi şeydi. Büyüyünce O olmak istiyordum, annemle babamın ilişkilerine sahip olmak, onlar gibi mutlu olmak.. vs vs
Geçen zaman getirdiği hayal kırıklığıyla yıldırmış olsa da tam olarak değiştiremedi olmak istediğim şeyi. Ama değişti, kesinlikle değişti, biraz ondan biraz bundan başka bir şey oldum çıktım.
Babam hala tanıdığım en cool adam ama büyüdükçe süper kahraman kostumünün altındaki adamın kusurlarını da gördüm, annemin ise hiç de kurtarılmayı bekleyen zavallı kadın karakter olmadığını, Lois Lane'den çok Wonder Woman'ı andırdığını...
Belki biz fazla yakındık, belki içimizde kalması gereken şeytanları birbirimiz üstüne salmaktan çekinmedik. Bu yüzden kostümlerimiz biraz yırtık pırtık, bu yüzden kimsenin bizi üzemeyeceği kadar üzebildik birbirimizi ama sevemeyeceği kadar sevdik de. Sanırım. Ama aile olmak böyle bir şey değil mi?
Seni hayata hazırlıyor, öyle bir seviyor ki başka kimsenin sevgisi yetmiyor, onlarınkinden sonra hiçbir şey çok canını yakamıyor, kimsenin kaybı onların ki kadar derin boşluk bırakmıyor (taa ki kendi aileni kurana kadar). Sadece anne baba da değil, teyzesi, amcası... ma-aile sana sıkıştırılmış bir kurs sunuyor, bir nevi survival guide hazırlayıp, to do ve not to dolarla önüne seriyorlar.
Aile tuhaf şey. Gerçekten. Çözemiyorsun da. Onlarla da onlarsız da olmuyor.
Kapalı kutu misali, herkesin başında aynı bela olsa da anlatsan da kimse anlamıyor, herkesinki farklı. Zaten insan anlatacak cesareti de kolay kolay bulamıyor.
Kol kırılır yen içinde kalır. Boşuna dememiş eskiler.
me-izm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
me-izm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19.8.10
16.8.10
see you later alligator
Ne kadar mutsuz olduğum, canımın ne kadar sıkkın olduğu konulu yazılar yazmak istemiyorum.
Artık yazmayacağım.
Sedece evde oturup yemek yiyeceğim. 65 kilo olduğumda "Tartılardan korkmak" isimli bir kitap yazıp Oprah'ya konuk olacağım. O zaman görüşürüz.
Ayça beni Caddeye götür.
Artık yazmayacağım.
Sedece evde oturup yemek yiyeceğim. 65 kilo olduğumda "Tartılardan korkmak" isimli bir kitap yazıp Oprah'ya konuk olacağım. O zaman görüşürüz.
Ayça beni Caddeye götür.
6.6.10
writer's block.
Hiç bir şey yapamıyorum. Okuyamıyorum, yazamıyorum, çizemiyorum. Kurulu fırın saati gibi uyanıyorum her saat başı. Gökyüzünün aydınlandığını gördükten sonra pes ediyorum. Siktir et, henüz herkes uyuyorken bir sigara içeyim diyorum.
Ah Merve işte hep bu negatif tavırların yüzünden kaybediyorsun. Gülümse sunshine!
Kimseye kızmıyorum, kendime de kızmıyorum hiçbir şey için. Her şey olacağına varır. Böyle olması gerekiyormuş. Anlatsan anlatılmaz, satsan satılmaz. Paylaşmak bir işe yaramaz. Toplasan on cümleyi bulamaz.
Bununla yaşanır mı? Yaşanır.
Peki istiyor muyum? Hayır.
itunesumun da mutsuz.
5.6.10
that's how people grow up.
Uzak bir yerlere gitmek istiyorum telefonun, internetin ya da tanıdıkların olmadığı. Kısadan uzun, uzundan kısa bir zaman orada kalmak, tek başıma sergi müze gezmek, sokakta oturmak, bol bol ağlamak istiyorum. Ve yeterince arındıktan sonra olana yada olamayana takılmadan, sadece o spesifik anda orada olmaktan mutlu olmak istiyorum, geleceği kurmadan, geçmişi kurcalamadan..
Ama unuttuğum kadar unutulmaktan, geri döndüğümde geride kimsenin kalmamış olmasından korkuyorum.
Ne de olsa buradayken bile uzağım.
Bu kadar depresif olduğum için kendime biraz mesafeli yaklaşmaya başladım. Ama yapacak bir şey yok.
Kaburgalarım ciğerlerime nahoş bir baskı yapıyor. Geceleri uyumayı unuttum.
Mutsuzum. Lanet bir burjuva en çok ne kadar mutsuz olabilirse o kadar mutsuzum. Yediklerim midemde zıplarken, yemediklerim arkamdan kovalıyormuşcasına mutsuzum.
Evde daha da mutsuzum. Evde mutsuzum. Çok mutsuzum. Ama gidecek başaka yerim yok. Bunun için de ayrı bir mutsuzum.
Bugün "Çay Rusçada da ras ras" diye bir cümle kurdum, "çay Rusçada da çay" dediğime inanarak. O derece tuhaf kafalardayım.
Ama unuttuğum kadar unutulmaktan, geri döndüğümde geride kimsenin kalmamış olmasından korkuyorum.
Ne de olsa buradayken bile uzağım.
Bu kadar depresif olduğum için kendime biraz mesafeli yaklaşmaya başladım. Ama yapacak bir şey yok.
Kaburgalarım ciğerlerime nahoş bir baskı yapıyor. Geceleri uyumayı unuttum.
Mutsuzum. Lanet bir burjuva en çok ne kadar mutsuz olabilirse o kadar mutsuzum. Yediklerim midemde zıplarken, yemediklerim arkamdan kovalıyormuşcasına mutsuzum.
Evde daha da mutsuzum. Evde mutsuzum. Çok mutsuzum. Ama gidecek başaka yerim yok. Bunun için de ayrı bir mutsuzum.
Bugün "Çay Rusçada da ras ras" diye bir cümle kurdum, "çay Rusçada da çay" dediğime inanarak. O derece tuhaf kafalardayım.
23.5.10
old maid
Bir kaç saat sonra Antalyaya gitmek üzere yola çıkıyorum. Uzun otobüs yolculuklarından nefret ediyorum. Gerçi bindikten sonra da hiç bitmesin istiyorum. Hep gidelim.
Gitme hissini seviyorum.
Ama bu gün biri bana gitme desin isterdim. Biri gitme dese hemen Ulusoya koşar biletimi iptal ettirdim, gitmezdim.
Nedense bu bir kaç günün hayatımın en güzel günleri olacağına inanmıştım. En azından bir kaç aydır süregelen tuhaf işkolik boş hayatımın.
On the bright side, sonunda direksiyon sınavından geçtim. hurreeey!
Bu yaşta bu kadar mutsuz olmamamlı insan.
Dertleri henüz azken mutlu olmalı, dışarı falan çıkıp kelebek kovalamalı, baloncuk yapmalı...
Kendini bomboş bombok bir "old maid" gibi hissetmek için çok erken.
Küçük depresif kişiliğimden nefret ediyorum. Hüzünlü bir palyaço gibi hissediyorum kendimi - ki palyaçoları da hiç sevmem, bir keresinde Kadıköyde palyaço kovalamıştı beni- Komik bir insanım kendince, sadece belli insanlara hitap eden bir espri anlayışına sahibim. Amerika da yaşıyor olsam pis komedi kluplerinde çıkar meşur olmaya çalışırdım. Ya da belki striptizci olurdum. Bilmiyorum. İş iştir.
Sonsuza dek bu koltukta kalmaktan korkuyorum.
Gitme hissini seviyorum.
Ama bu gün biri bana gitme desin isterdim. Biri gitme dese hemen Ulusoya koşar biletimi iptal ettirdim, gitmezdim.
Nedense bu bir kaç günün hayatımın en güzel günleri olacağına inanmıştım. En azından bir kaç aydır süregelen tuhaf işkolik boş hayatımın.
On the bright side, sonunda direksiyon sınavından geçtim. hurreeey!
Bu yaşta bu kadar mutsuz olmamamlı insan.
Dertleri henüz azken mutlu olmalı, dışarı falan çıkıp kelebek kovalamalı, baloncuk yapmalı...
Kendini bomboş bombok bir "old maid" gibi hissetmek için çok erken.
Küçük depresif kişiliğimden nefret ediyorum. Hüzünlü bir palyaço gibi hissediyorum kendimi - ki palyaçoları da hiç sevmem, bir keresinde Kadıköyde palyaço kovalamıştı beni- Komik bir insanım kendince, sadece belli insanlara hitap eden bir espri anlayışına sahibim. Amerika da yaşıyor olsam pis komedi kluplerinde çıkar meşur olmaya çalışırdım. Ya da belki striptizci olurdum. Bilmiyorum. İş iştir.
Sonsuza dek bu koltukta kalmaktan korkuyorum.
12.5.10
suburban drama
Çok çok özür dilemekten başka yapacak bir şeyim yok sanırım. Çok fena, çok aptalca bir şey yaptım ben. Niye yaptım onu da bilmem. Drama istedim heralde hayatımda. Oysa ki gerek de yoktu.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
10.5.10
and now it's official, i suck!
Gün geçtikçe farkediyorum ki benden bir cacık olmaz, iş yapmaya uygun değil kumaşım. Hakikaten değil. Ekip insanı değilim ben. Lanet olsun ki kendime daha ekip işi bir alan seçemezdim. Okul bittikten sonra ya tasımı tarağımı toplayacağım kitap falan yazıcam, resim vs yapıcam bohem bohem takılcam ya da yüksekti alçaktı devam edip hoca moca olacağım. Sinemacı olmaz benden kardeşim. Bu böyle biline.
Gerçi belliydi böyle olacağım, küçükken de hiç takım sporu yapamadım ben. Yüzme, tenis, aikido vs ama bir kere bile basket falan oynayamadım.
Yabani miyim neyim?
Bu gün kan verdim ben Kızılaya. Okulda Stand kurmuşlardı. Aslında çok korkarım ben iğneden hele vüducumdan kanın gidiyor olma hissi bitirir beni ama dedim "Salak çocuk ölecek değilsin ya bu senin için küçük ama insanlık için büyük bir adım" ve Açtım kolumu yumdum gözümü sanki dünya benim sıradan Arh + kanımla kurtulacakmış gibi. Ayıldım bayıldım verdikten sonra. Azıcık ilgi görmeyeyim hemen şımarıyorum.
Dünyanın en önemsiz festivaline bile seçilmedi filmim (no defence) ama rengi dokusu.. ne bileyim bir ruhu olmayan filmler seçilmiş hep. Bilemiyorum artık kanka ayağımıdır, kimsenin almayayım günahını.
Doğrusu ben kendim için çektim, anlamalarını ya da sevmelerini beklemiyorum ama severlerse de fena olmaz yani.
"Sorority Life"daki erkek arkadaşım bile beni terkettikten sonra hayattan hiç bir beklentim kalmadı. Bunu da burda itiraf ediyorum.
Hoşçakalınız.
Direksiyon sınavından kaldığımı da söylemiş miydim?
Gerçi belliydi böyle olacağım, küçükken de hiç takım sporu yapamadım ben. Yüzme, tenis, aikido vs ama bir kere bile basket falan oynayamadım.
Yabani miyim neyim?
Bu gün kan verdim ben Kızılaya. Okulda Stand kurmuşlardı. Aslında çok korkarım ben iğneden hele vüducumdan kanın gidiyor olma hissi bitirir beni ama dedim "Salak çocuk ölecek değilsin ya bu senin için küçük ama insanlık için büyük bir adım" ve Açtım kolumu yumdum gözümü sanki dünya benim sıradan Arh + kanımla kurtulacakmış gibi. Ayıldım bayıldım verdikten sonra. Azıcık ilgi görmeyeyim hemen şımarıyorum.
Dünyanın en önemsiz festivaline bile seçilmedi filmim (no defence) ama rengi dokusu.. ne bileyim bir ruhu olmayan filmler seçilmiş hep. Bilemiyorum artık kanka ayağımıdır, kimsenin almayayım günahını.
Doğrusu ben kendim için çektim, anlamalarını ya da sevmelerini beklemiyorum ama severlerse de fena olmaz yani.
"Sorority Life"daki erkek arkadaşım bile beni terkettikten sonra hayattan hiç bir beklentim kalmadı. Bunu da burda itiraf ediyorum.
Hoşçakalınız.
Direksiyon sınavından kaldığımı da söylemiş miydim?
3.5.10
yuvarlak
Doğum günümün benim için hala bu kadar önemli olmasına şaşırıyorum. Saçma bir şey aslında. Anadolu da 35-40 yıl önce doğmuş olsam muhtemelen buğdaylar sararırken, kirazlar açarken gibi afaki bir günde doğmuş olacaktım. 6 mayıs tarihinin ne önemi var. Yani ben doğunca ne değişti ki, insanlar durup bir dakikalılık saygı duruşu yapmadılar, her hangi bir hastalığa çare bulunmadı, havanın kokusu, suyun tadı değişmedi. yani no big deal.
Tüm bunları bilmeme rağmen yine şımarasım, bindiğim otobüs şöförüne bile yave yave "bugün benim doğum günüüüm" demek geliyor.
Bu sene aldığım tek hediye de olsa öyle bir hediye alayım ki ağlatsın beni.
Geçen seneki gibi.
Deli miyim neyim?
Tüm bunları bilmeme rağmen yine şımarasım, bindiğim otobüs şöförüne bile yave yave "bugün benim doğum günüüüm" demek geliyor.
Bu sene aldığım tek hediye de olsa öyle bir hediye alayım ki ağlatsın beni.
Geçen seneki gibi.
Deli miyim neyim?
30.4.10
small world update
Dünya ne küçük be! Eski erkek arkadaşımın sevgilisi sınıf arkadaşımın filminde oynuyor. Film daha çekilmedi ama felaket bir şey olacak heralde (in a good way). Facebuk linki.
Ben toplamda 10 kişi falan tanıdığım için, böyle bağlantılar çıkınca çok şaşırtır beni. Siz fazla takılmayın, benim tuhaflığım.
Dün elime kırmızı kalemle çizdiğim şeyler çıkmadı. Şimdi sol elimde tuhaf bir pembelik var. Yarın sabah yine duş yapacağım belki hafifler iyice. Her baktığımda gülüyorum. 3 yaşımla 22 yaşım arasında hiç halt değişmedi.
Yine Çalıkuşu'nu okuyorum. tam 10 yıl aradan sonra. Ve tüm o söylediğim havalı yazar ve kitap adları, "En sevdiğim kitap Çavdar Tarlasında Çocuklardır" falan bir yana sanırım benim en sevdiğim kitap bu. Yatmadan önce okumaya başladım duramadım 133e geldim. Dayanamadım bir ufak bloging yapayım dedim. Şu an istediğim tek şey uyumak uyanmak ve kitaba devam etmek (who cares about Cinematography lecture) ama o kadar heycanlandım ki uyuyamıyorum, yatakta debelenip duruyorum. Kitabı kenara koyup ışığı kapatıp sonra tekrar açıp devam ediyorum. Oysaki biliyorum da olacakları yine de...
Bir de bu ufak updateime son vermeden şunu da paylaşmak istiyorum, facebook fotolarında 3mega pikselle sevgilisiyle mıç mıç çekilmiş fotoğraflarını koyan insanlardan nefret ediyorum. Gimme something nice!
Hayatımı facebookta çürütüyorum iyi bir şeyler görmeyi hakediyorum. Ayrıca da bu tip dandik dandik fotoları visual işlerle uğraşan adamlar koyunca daha da sinir oluyorum. Milyonlarca ürünün olduğu bir rafta kendini tanıtacak bir jelatin seçtin, seçe seçe bunu mu seçtir. Para verip de iş yaptırmam sana. Kepaze edersin beni.
bir school night ta bundan iyisi şamda kayısı.
hoşça kalınız.
Ben toplamda 10 kişi falan tanıdığım için, böyle bağlantılar çıkınca çok şaşırtır beni. Siz fazla takılmayın, benim tuhaflığım.
Dün elime kırmızı kalemle çizdiğim şeyler çıkmadı. Şimdi sol elimde tuhaf bir pembelik var. Yarın sabah yine duş yapacağım belki hafifler iyice. Her baktığımda gülüyorum. 3 yaşımla 22 yaşım arasında hiç halt değişmedi.
Yine Çalıkuşu'nu okuyorum. tam 10 yıl aradan sonra. Ve tüm o söylediğim havalı yazar ve kitap adları, "En sevdiğim kitap Çavdar Tarlasında Çocuklardır" falan bir yana sanırım benim en sevdiğim kitap bu. Yatmadan önce okumaya başladım duramadım 133e geldim. Dayanamadım bir ufak bloging yapayım dedim. Şu an istediğim tek şey uyumak uyanmak ve kitaba devam etmek (who cares about Cinematography lecture) ama o kadar heycanlandım ki uyuyamıyorum, yatakta debelenip duruyorum. Kitabı kenara koyup ışığı kapatıp sonra tekrar açıp devam ediyorum. Oysaki biliyorum da olacakları yine de...
Bir de bu ufak updateime son vermeden şunu da paylaşmak istiyorum, facebook fotolarında 3mega pikselle sevgilisiyle mıç mıç çekilmiş fotoğraflarını koyan insanlardan nefret ediyorum. Gimme something nice!
Hayatımı facebookta çürütüyorum iyi bir şeyler görmeyi hakediyorum. Ayrıca da bu tip dandik dandik fotoları visual işlerle uğraşan adamlar koyunca daha da sinir oluyorum. Milyonlarca ürünün olduğu bir rafta kendini tanıtacak bir jelatin seçtin, seçe seçe bunu mu seçtir. Para verip de iş yaptırmam sana. Kepaze edersin beni.
bir school night ta bundan iyisi şamda kayısı.
hoşça kalınız.
21.4.10
sen bir şapşalsın moksal
Pek gerginim ve gerginliğimi duş öncesi kendim hakkında saçma listeler yaparak yatıştırmayı deneyeceğim.
-En çok vişne reçelini severim.
-En sevdiğim sebze salatalıktır. Umarım salatalık sebzedir. Eğer değilse en seviğim sebzeyi patlıcan olarak belirleyeceğim.
-En sevdiğim renk siyahtır ama siyah renk değil diyecek olursanız en sevdiğim renk kırmızı diyebilirim. Kulağa çok gotik geldiğinin farkındayım ama alakası yok. Hatta beni kırmızı değil bir giysiyle ojeyle bile görmemiş olmanız gayet mümkün.
-En sevdiğim grup, tür yada kitap yok. En sevdiğim kitabı sorucak olursanız panik halinde "Zaman hırsızı" derim ama aslında bir tane en çok sevdiğim kitap yok sanırım. Hele de en sevdiğim filmi sorucak olursanız utançla boynumu eğer aklıma ilk gelen filmi söyler , fight club ya da requiem for a dream olmamasına özen gösteririrm.
-En sevdiğim giysim deri ceketim.
-En sevdiğim çiçek kışın fulya yazın hüsnü yusuf, hani şu minik pembe mor çiçekleri olan.
-Dünya üzerinde en mutlu olduğum yer Bozcada daki evin bahçesi. Ona hoşça kal demek zor olacak.
-En çok sevdiğim insan benim, size yalan söylemeyeceğim.
-Kitap ve film alışverişi yapmayı seviyorum kendimi entellektüel hissetiriyor. Bir çeşit masturbasyon. Giysi alışverişini hiç sevmiyorum hele de özellikle bir şey bakmaya çıkmışsam gerim gerim geriliyorum. en çok da pantalon denemeye dayanamıyorum.
-Tuhaf insanları seviyorum. Biraz sivrilmek yakışır insanlara.. yine de ben yuvarlanmayı tercih ediyorum.
20.4.10
Kendimi çok sevmekle hiç sevmemek arasındayım.
Bazen otobüsteyken motora nasıl bindiğimi yada evden çıkışımı hatırlamadığımı farkediyorum. Artık beynimi kullanmıyorum, motor fonksiyonlara bağlamışım.
Hep aynı şeyleri yapan sıkıcı bir insanım. Ama en azından genelde bu paket programa dahil olan diğer şeyleri yapmıyorum, saçma insanlarla saçma şeyler konuşmak, ölümüne nefret ettiğim insanlara yalancıktan sırıtmak...
Gerçi bunları yapmanın bana zarardan çok faydası olurdu heralde. Sosyallik gerektiren sektörde asosyal bir varlığım ve asosyal kalmakta ısrarcıyım.
Çoğu zaman insanları yeterince akıllı bulmuyorum, akıllı olduğuna inandıklarımdan da korkuyorum çoğu zaman.
Yanlış anlaşılmasın 3-5 arkadaşım var, hepsi de zeki, pratik, komik, "easy going" insanlar ama onları kazanmayı nasıl başarmışım hiç bir fikrim yok inanın. Bir zaman bir şeyleri doğru yapmışım.
Hay yarabbim ne boş bir insanım.
O kadar ki cırcır böceklerinin sesi yükseliyor boynumun üstünde ki boşluktan.
You'll be ok boy.
Hep aynı şeyleri yapan sıkıcı bir insanım. Ama en azından genelde bu paket programa dahil olan diğer şeyleri yapmıyorum, saçma insanlarla saçma şeyler konuşmak, ölümüne nefret ettiğim insanlara yalancıktan sırıtmak...
Gerçi bunları yapmanın bana zarardan çok faydası olurdu heralde. Sosyallik gerektiren sektörde asosyal bir varlığım ve asosyal kalmakta ısrarcıyım.
Çoğu zaman insanları yeterince akıllı bulmuyorum, akıllı olduğuna inandıklarımdan da korkuyorum çoğu zaman.
Yanlış anlaşılmasın 3-5 arkadaşım var, hepsi de zeki, pratik, komik, "easy going" insanlar ama onları kazanmayı nasıl başarmışım hiç bir fikrim yok inanın. Bir zaman bir şeyleri doğru yapmışım.
Hay yarabbim ne boş bir insanım.
O kadar ki cırcır böceklerinin sesi yükseliyor boynumun üstünde ki boşluktan.
You'll be ok boy.
5.4.10
Upsy Daisy!
İki sene önce,
O gün üstümde kırmızı coca-cola tshirtüm, üzerimden çıkarmadığım yeşil hırkam ve deri ceketim, altımda mavi marka lindy model lacivert kotum ve kırmızılı vondutch ayakkabılarım vardı.
Nisan başıydı. Çimlerde oturmuştuk. Pazar günüydü.
Altı sene önce,
Ocaktı. Okuldan yeni geldiğim için üzerimde siyah kotum ve sarı gömleğim vardı ama kravatımı çıkarıp odamda yere atmıştım.. Telefondaydım. Koridorda mutfak kapısına dayanmıştım. Güneş arkamda batmak üzereydi. Önce kahkahayla çığlık arası bir şey atmamak için ağzımı kapadım sonra sırt üstü yere uzandım.
O zamanlar yerler halıydı.
On dokuz sene önce,
Gittiğim ana okulunda minik bir bilardo masası vardı. Büyük çocuklar Deniz'le benim oynamamıza izin vermemişlerdi. Bir tanesi sarışındı ve kırmızı bir kazağı vardı.
Süper hafıza, söyle ne faydan var bana.
En saçma ayrıntıları hatırla ama upload, ekipman teslimi falan filan tarihlerini unut. Oldu mu şimdi?
Bir arkadaşım kızlarla konuşurken onlara körfez savaşını hatırlayıp hatırlamadıklarını soruyordu.
Ben hatırlamıyorum. Ama ben Irak savaşının ne zaman başladığını bile hatırlamıyorum. Ama sor, lisenin ilk günü ne yaptın diye, saçımı nasıl topladığımdan kimlerle ne konuştuğuma kadar en ince ayrıntısına kadar anlatabilirim.
Seçici hafıza benimkisi.
Upsy Daisy!
Lanet bahar ayları.
O gün üstümde kırmızı coca-cola tshirtüm, üzerimden çıkarmadığım yeşil hırkam ve deri ceketim, altımda mavi marka lindy model lacivert kotum ve kırmızılı vondutch ayakkabılarım vardı.
Nisan başıydı. Çimlerde oturmuştuk. Pazar günüydü.
Altı sene önce,
Ocaktı. Okuldan yeni geldiğim için üzerimde siyah kotum ve sarı gömleğim vardı ama kravatımı çıkarıp odamda yere atmıştım.. Telefondaydım. Koridorda mutfak kapısına dayanmıştım. Güneş arkamda batmak üzereydi. Önce kahkahayla çığlık arası bir şey atmamak için ağzımı kapadım sonra sırt üstü yere uzandım.
O zamanlar yerler halıydı.
On dokuz sene önce,
Gittiğim ana okulunda minik bir bilardo masası vardı. Büyük çocuklar Deniz'le benim oynamamıza izin vermemişlerdi. Bir tanesi sarışındı ve kırmızı bir kazağı vardı.
Süper hafıza, söyle ne faydan var bana.
En saçma ayrıntıları hatırla ama upload, ekipman teslimi falan filan tarihlerini unut. Oldu mu şimdi?
Bir arkadaşım kızlarla konuşurken onlara körfez savaşını hatırlayıp hatırlamadıklarını soruyordu.
Ben hatırlamıyorum. Ama ben Irak savaşının ne zaman başladığını bile hatırlamıyorum. Ama sor, lisenin ilk günü ne yaptın diye, saçımı nasıl topladığımdan kimlerle ne konuştuğuma kadar en ince ayrıntısına kadar anlatabilirim.
Seçici hafıza benimkisi.
Upsy Daisy!
Lanet bahar ayları.
kadehimi kendi şerefime kaldırıyorum.
Kendimi dışlanmış hissediyorum.
Sanki bütün arkadaşlarım parkta oyun oynamaya çıkmışlar da beni çağırmamışlar gibi. Evet tam da böyle hissediyorum.
Böyle zamanlarda teknolojiden özellikle de internetten nefret ediyorum.
Shane Dawson videoları izlemiyor olsam fişini çekiveririm internetin ve aklımı tamamıyla şu anda comedymax de dönmekte olan Californication a verebilirim.
Sizce şarkı Californicationı mı bilen daha çoktur dizi Californicationı mı?
Şişşt Fringe başladı!
Sanki bütün arkadaşlarım parkta oyun oynamaya çıkmışlar da beni çağırmamışlar gibi. Evet tam da böyle hissediyorum.
Böyle zamanlarda teknolojiden özellikle de internetten nefret ediyorum.
Shane Dawson videoları izlemiyor olsam fişini çekiveririm internetin ve aklımı tamamıyla şu anda comedymax de dönmekte olan Californication a verebilirim.
Sizce şarkı Californicationı mı bilen daha çoktur dizi Californicationı mı?
Şişşt Fringe başladı!
31.3.10
"Don't ever tell anybody anything. If you do, you start missing everybody."
Beni kandırabilirsiniz. Kendinize aşık edebilirsiniz.
Bir kitabın aklıma kazınmış bir cümlesinden bahsederek, bir filmin defterime karaladığım bir repliği tekrar ederek, tesadüfen benim sevdiğim bir şarkıyı mırıldanarak... Bu kadar da yüzeyselim işte.
Zaten uç zevklerim de yok. "Üç festival filmi, dört az bilinen grup bildim mi tamam. Ortamlarda var olmaya yeter de artar." Oh la la!
Şaka bir yana ben neden böyleyim dersiniz? Benim sevdiğim şeyleri başkası sevemez, severse de kesin ruh eşimdir falan mı zannediyorum acaba?
Eğer içten içe buna inanıyorsam kaz kafalının tekiyim demektir.
Aaah. Daha önce müzik zevkine aşık olmuşluğum var. Ama yine olmam.
Ne tuhaf.
Ama şunu saçma bir gururla söyleyebilirim ki, hiç bir zaman beni bir erkeğe çeken şey dış görünüşü olmadı. Hayran hayran baktığım erkekler olmadı demiyorum ama hayatıma sokmak isteğim de aradığım şey dış görünüş değildi.
Hatta bazı çevrelerce çirkinlerden hoşlandığım da söylemiyor. Evet bunu reddedemeyeceğim ama son zamanlarda biraz değişti bu sanırım. Yine de kafasındakilerle beni tavladıktan sonra (çünkü insanlar beni tavlamak için sıraya girmiş bekliyorlar) emo saçları yada göbeği olması bir şey değiştirmez. Acaba?
Bilemiyorum. Karşılaştırma yapamayacak kadar durgun ve ruhsuz bir dönemden geçiyorum
ps: Bu templatei adı sadece far away olduğuiçin seçtim. Ben ve durdurulabilir gitme isteğim.
2 gün sonra daha cıvık sevimlilkte biriyle değiştireceğim. İçimdeki on üç yaşındaki kızı keşfettim.
oops that sounds weird.
Bir kitabın aklıma kazınmış bir cümlesinden bahsederek, bir filmin defterime karaladığım bir repliği tekrar ederek, tesadüfen benim sevdiğim bir şarkıyı mırıldanarak... Bu kadar da yüzeyselim işte.
Zaten uç zevklerim de yok. "Üç festival filmi, dört az bilinen grup bildim mi tamam. Ortamlarda var olmaya yeter de artar." Oh la la!
Şaka bir yana ben neden böyleyim dersiniz? Benim sevdiğim şeyleri başkası sevemez, severse de kesin ruh eşimdir falan mı zannediyorum acaba?
Eğer içten içe buna inanıyorsam kaz kafalının tekiyim demektir.
Aaah. Daha önce müzik zevkine aşık olmuşluğum var. Ama yine olmam.
Ne tuhaf.
Ama şunu saçma bir gururla söyleyebilirim ki, hiç bir zaman beni bir erkeğe çeken şey dış görünüşü olmadı. Hayran hayran baktığım erkekler olmadı demiyorum ama hayatıma sokmak isteğim de aradığım şey dış görünüş değildi.
Hatta bazı çevrelerce çirkinlerden hoşlandığım da söylemiyor. Evet bunu reddedemeyeceğim ama son zamanlarda biraz değişti bu sanırım. Yine de kafasındakilerle beni tavladıktan sonra (çünkü insanlar beni tavlamak için sıraya girmiş bekliyorlar) emo saçları yada göbeği olması bir şey değiştirmez. Acaba?
Bilemiyorum. Karşılaştırma yapamayacak kadar durgun ve ruhsuz bir dönemden geçiyorum
ps: Bu templatei adı sadece far away olduğuiçin seçtim. Ben ve durdurulabilir gitme isteğim.
2 gün sonra daha cıvık sevimlilkte biriyle değiştireceğim. İçimdeki on üç yaşındaki kızı keşfettim.
oops that sounds weird.
27.2.10
skip the foreplay
Müzik yapan insanlar, yaptıklarının hayatımı bu kadar etkilediğini bilseler etkilenir miydiler acaba?
Bir müzisyenle olmak istiyorum desem çok mu High Fidelityvari olur?
Müzisyen demişken, Ceren'e dövme çizmeye çalışıyorum. Çok onur duysam da, eminim bu iş için benden daha iyisini bulabilirdi.
Tıkandım.
Güneşin lens flare yaptığı günler gelsin artık. O zaman belki değişir bir şeyler...
*Cumartesi gününü/ gecesini evde geçirmek ayıp mıdır?
Bir müzisyenle olmak istiyorum desem çok mu High Fidelityvari olur?
Müzisyen demişken, Ceren'e dövme çizmeye çalışıyorum. Çok onur duysam da, eminim bu iş için benden daha iyisini bulabilirdi.
Tıkandım.
Güneşin lens flare yaptığı günler gelsin artık. O zaman belki değişir bir şeyler...
*Cumartesi gününü/ gecesini evde geçirmek ayıp mıdır?
24.2.10
kaçın kurası
21.02.2010
Kırmızı Moleskine
Hayatımda ikinci kez yemek yapmanın ve kimseyi zehirlememenin haklı gururunu yaşıyorum. Gerçi 12 saat beklemek en güvenlisi olacaktır.
Ama zehirlenseler bile lezzetli olduğunu itiraf edeceklerdir. Çünkü ben bir dahiyim.
Mutfakta hamarat, yatakta panter değilim belki ama evin her odasında ayrı bir dahiyim.
Mesela yatak odam! Uyurken mırıldandığımı biliyor muydunuz? Büyük ihtimalle üstün zeka gerektiren ileri matematik problemleri çözerek zeka pırıltıları saçıyorumdur. Bu dahilik göstergesi değildir de nedir?
Peki ya tuvalet kağıdı rulosu değiştirebilmeme ne demeli. Herkes de olmayan bir yetenektir bu. Kabul edin!
Ancak bu gün kendime izin verip ruloyu başkasının değiştirmesine müsade edeceğim. Bu gün başka bir odanın dahisiydim.
Yıllarca beni yemek yapamaz sandınız. Yanıldınız.
Olay yemek yapamamakta değil, yapmayı sevmemekte.
Kırmızı Moleskine
Hayatımda ikinci kez yemek yapmanın ve kimseyi zehirlememenin haklı gururunu yaşıyorum. Gerçi 12 saat beklemek en güvenlisi olacaktır.
Ama zehirlenseler bile lezzetli olduğunu itiraf edeceklerdir. Çünkü ben bir dahiyim.
Mutfakta hamarat, yatakta panter değilim belki ama evin her odasında ayrı bir dahiyim.
Mesela yatak odam! Uyurken mırıldandığımı biliyor muydunuz? Büyük ihtimalle üstün zeka gerektiren ileri matematik problemleri çözerek zeka pırıltıları saçıyorumdur. Bu dahilik göstergesi değildir de nedir?
Peki ya tuvalet kağıdı rulosu değiştirebilmeme ne demeli. Herkes de olmayan bir yetenektir bu. Kabul edin!
Ancak bu gün kendime izin verip ruloyu başkasının değiştirmesine müsade edeceğim. Bu gün başka bir odanın dahisiydim.
Yıllarca beni yemek yapamaz sandınız. Yanıldınız.
Olay yemek yapamamakta değil, yapmayı sevmemekte.
18.2.10
8.2.10
list me up.
3.2.10
eski akrobat. yeni pipo tüccarı.
Arada tuhaf şeyler yaptığımda yada gereksiz bilgilerimi paylaştığımda, "anası babası buna küçükken yavrum saçma sapan şeylerle uğraşma dersini çalış ,adam ol! demedi mi acaba" diye düşünüyor olabilirsiz.
Doğrusu demeleri lazımdı ama demediler . Piyano çalıcam dedim, peki dediler. Sözel okuyacağım, tiyatrocu olacağım dedim, peki dediler, Piyanoyu bırakacağım gitar çalacağım, yüzmeyi bırakıp aikido yapacağım dedim. Peki dediler. Ne dersem peki dediler. Yapmayacağım dediğimde de sen bilirsin dediler. Hiçbir şeye zorlamadılar. Hiç bir zaman.
Zeki ve yetenekli olduğuma dair inançları o kadar büyüktü ki kendi yolumu bulacağıma inandılar.
Onları hiçbir şey için suçlamıyorum ama yanıldıklarını belirtmeme de gerek yok heralde...
Ama yine de bakınız Eylül Hanım nasılda sırıtıyorum.

Badminton oynadığımı da söylemiş miydim?
Şimdi böyle olduğuma bakmayın siz, eskiden pek atletiktim ben... Atletico Merve .
Ayrıca da,

Neden hiç bilmiyorum. Yakında bulaşık makinasnıı odama taşıyacağım.
Yalnız yaşasam üşengeçlikten ölürüm ben heralde. Korkuyorum.
Beni alan yaşadı. Hahay!
.
Doğrusu demeleri lazımdı ama demediler . Piyano çalıcam dedim, peki dediler. Sözel okuyacağım, tiyatrocu olacağım dedim, peki dediler, Piyanoyu bırakacağım gitar çalacağım, yüzmeyi bırakıp aikido yapacağım dedim. Peki dediler. Ne dersem peki dediler. Yapmayacağım dediğimde de sen bilirsin dediler. Hiçbir şeye zorlamadılar. Hiç bir zaman.
Zeki ve yetenekli olduğuma dair inançları o kadar büyüktü ki kendi yolumu bulacağıma inandılar.
Onları hiçbir şey için suçlamıyorum ama yanıldıklarını belirtmeme de gerek yok heralde...
Ama yine de bakınız Eylül Hanım nasılda sırıtıyorum.

Badminton oynadığımı da söylemiş miydim?
Şimdi böyle olduğuma bakmayın siz, eskiden pek atletiktim ben... Atletico Merve .
Ayrıca da,

Neden hiç bilmiyorum. Yakında bulaşık makinasnıı odama taşıyacağım.
Yalnız yaşasam üşengeçlikten ölürüm ben heralde. Korkuyorum.
Beni alan yaşadı. Hahay!
.
1.2.10
mecburiyet memuru
Tuhaf ruh halleri içindeyim. Kendime kızgınım. Çok.
Aksi, huysuz, ukala ve çekilmezim. Her zamankinden de fazla.
Elimde olsa kemerimi kendi kafa derimle süslerim.
Yeni dönem başlamak üzere ve ben yaptığım berbat ödevlerden duyduğum utançla insanların yüzüne dahi bakamayacağım mecbur olmasam.
Evet, mecbur olmasam keşke.
Ama mecbur olmasam evden bile çıkmam ben. Asosyal asosyal oturur, bütün gün televizyon izlerim. Kimseyi arayıp sormam ama kimse beni aramıyor diye de hayıflanır küfür ederim arkalarından.
Ederim, hiç utanmam.
Mecbur olmasam hiç bir şey yapmam ben, hiç. Ortalıkda dolanmam, yerimden kalkmam, patlayana ya da boğulna dek yemek yerim sürekli.
Mecbur olmasam kimseyi de sevmem, selam da vermem, gülümsemem.
Sopsoğuk bir kalbim var benim.
Beni hiç sevmeyin.
Aksi, huysuz, ukala ve çekilmezim. Her zamankinden de fazla.
Elimde olsa kemerimi kendi kafa derimle süslerim.
Yeni dönem başlamak üzere ve ben yaptığım berbat ödevlerden duyduğum utançla insanların yüzüne dahi bakamayacağım mecbur olmasam.
Evet, mecbur olmasam keşke.
Ama mecbur olmasam evden bile çıkmam ben. Asosyal asosyal oturur, bütün gün televizyon izlerim. Kimseyi arayıp sormam ama kimse beni aramıyor diye de hayıflanır küfür ederim arkalarından.
Ederim, hiç utanmam.
Mecbur olmasam hiç bir şey yapmam ben, hiç. Ortalıkda dolanmam, yerimden kalkmam, patlayana ya da boğulna dek yemek yerim sürekli.
Mecbur olmasam kimseyi de sevmem, selam da vermem, gülümsemem.
Sopsoğuk bir kalbim var benim.
Beni hiç sevmeyin.

