Daha birkaç gün önce yazmayacağım demiştim ama yalancı olduğumu zaten biliyorsunuz. Bu yüzden uzun uzun açıklamayacağım ve yazıma geçeceğim.
..........
Bir kaç zamandır kafamda dönüp dolaşan bir cümle var, nedense kafamda ilk kurulduğunda ingilizce oluştu, bazı cümleler türkçeye çevirince büyüsünü kaybediyor, o da öyle kalıverdi. Her neyse, kafamda şu geziniyor, "family is trouble".
Bunun gerçekten bana ne ifade ettiğini anlatabilmem için gereksiz bir açılıma girmem gerekecek ve düzenli olarak uluslararası magazin programları izlediğim için çok iyi bildiğim bir gerçek var, o da ailenin kirli çamaşırlarını dökmenin hiçbir zaman hiç kimseye faydası dokunmadığıdır. Bir gün gelir seni popondan ısırıverir.
Ama ifşa etmeden anlatabilinecek şeyler de vardır, çünkü her ailede bir tane çatlak büyük hala, bir kara koyun kuzen, bir hayırsız dayı ya da paragöz bir teyze (vb.) mutlaka vardır. Ya da hiç olmadı, bir hasta dede, bir alzheimerlı büyük anne vardır. Belki hiç umursamazsın, belki her şey daha senin kulağına gelemeden kuma gömülür belki de sen onlarla kuma gömülürsün, asla sana ait olayan sorunların bir şekilde sana değen ucuyla onlarla beraber sürüklenirsin. Öyle yada böyle aile ölünceye kadar peşinizi bırakmayacak bir beladır. Atsan atamazsın satsan satamazsın. Hep kafanın üstünde bir bulut gibi taşırsın, bazen güneşli havalarda olur ama yağmur taşıdığında sığınacak hiç bir yer bulamazsın çünkü zaten altına sığınabileceğin en güvenilir sığınak da yine onlardır. En kötüsü de her şeyi "senin iyiliğin için" kılıfına uydurarak yaparlar ki bu da onlardan huzur içinde nefret etmene engel olur. Fedakarlıkların altında ezilirsin, birden bire büyüyüverirsin yada hep çocuk kalırsın. Seni dindar, inançsız, bencil, pozitif, verici, itaatkar yapabilirler ya da doktor, avukat vs. Ne kadar inkar edersen et sen onların bir parçasısındır. Belki parçasından çok eseri demek daha doğrudur çünkü genleri bir yana bıraksak da armut elbette ki dibine düşecektir. İstemesen de bir şeylerin hep onlara benzeyecektir.
Doğruyu söylemek gerekirse ben hiç bir zaman ailesinden nefret eden asi velet olmadım. Ergenliğin en ateşli zamanında bile. Hatta babam benim kahramanımdı, onun hikayeleri, gençliği, inançları, inceliği, cntilmenliği, yaptığı her şey benim yapmak istediğimdi şeydi. Büyüyünce O olmak istiyordum, annemle babamın ilişkilerine sahip olmak, onlar gibi mutlu olmak.. vs vs
Geçen zaman getirdiği hayal kırıklığıyla yıldırmış olsa da tam olarak değiştiremedi olmak istediğim şeyi. Ama değişti, kesinlikle değişti, biraz ondan biraz bundan başka bir şey oldum çıktım.
Babam hala tanıdığım en cool adam ama büyüdükçe süper kahraman kostumünün altındaki adamın kusurlarını da gördüm, annemin ise hiç de kurtarılmayı bekleyen zavallı kadın karakter olmadığını, Lois Lane'den çok Wonder Woman'ı andırdığını...
Belki biz fazla yakındık, belki içimizde kalması gereken şeytanları birbirimiz üstüne salmaktan çekinmedik. Bu yüzden kostümlerimiz biraz yırtık pırtık, bu yüzden kimsenin bizi üzemeyeceği kadar üzebildik birbirimizi ama sevemeyeceği kadar sevdik de. Sanırım. Ama aile olmak böyle bir şey değil mi?
Seni hayata hazırlıyor, öyle bir seviyor ki başka kimsenin sevgisi yetmiyor, onlarınkinden sonra hiçbir şey çok canını yakamıyor, kimsenin kaybı onların ki kadar derin boşluk bırakmıyor (taa ki kendi aileni kurana kadar). Sadece anne baba da değil, teyzesi, amcası... ma-aile sana sıkıştırılmış bir kurs sunuyor, bir nevi survival guide hazırlayıp, to do ve not to dolarla önüne seriyorlar.
Aile tuhaf şey. Gerçekten. Çözemiyorsun da. Onlarla da onlarsız da olmuyor.
Kapalı kutu misali, herkesin başında aynı bela olsa da anlatsan da kimse anlamıyor, herkesinki farklı. Zaten insan anlatacak cesareti de kolay kolay bulamıyor.
Kol kırılır yen içinde kalır. Boşuna dememiş eskiler.
family.like.friends etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
family.like.friends etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19.8.10
12.5.10
suburban drama
Çok çok özür dilemekten başka yapacak bir şeyim yok sanırım. Çok fena, çok aptalca bir şey yaptım ben. Niye yaptım onu da bilmem. Drama istedim heralde hayatımda. Oysa ki gerek de yoktu.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
20.4.10
Kendimi çok sevmekle hiç sevmemek arasındayım.
Bazen otobüsteyken motora nasıl bindiğimi yada evden çıkışımı hatırlamadığımı farkediyorum. Artık beynimi kullanmıyorum, motor fonksiyonlara bağlamışım.
Hep aynı şeyleri yapan sıkıcı bir insanım. Ama en azından genelde bu paket programa dahil olan diğer şeyleri yapmıyorum, saçma insanlarla saçma şeyler konuşmak, ölümüne nefret ettiğim insanlara yalancıktan sırıtmak...
Gerçi bunları yapmanın bana zarardan çok faydası olurdu heralde. Sosyallik gerektiren sektörde asosyal bir varlığım ve asosyal kalmakta ısrarcıyım.
Çoğu zaman insanları yeterince akıllı bulmuyorum, akıllı olduğuna inandıklarımdan da korkuyorum çoğu zaman.
Yanlış anlaşılmasın 3-5 arkadaşım var, hepsi de zeki, pratik, komik, "easy going" insanlar ama onları kazanmayı nasıl başarmışım hiç bir fikrim yok inanın. Bir zaman bir şeyleri doğru yapmışım.
Hay yarabbim ne boş bir insanım.
O kadar ki cırcır böceklerinin sesi yükseliyor boynumun üstünde ki boşluktan.
You'll be ok boy.
Hep aynı şeyleri yapan sıkıcı bir insanım. Ama en azından genelde bu paket programa dahil olan diğer şeyleri yapmıyorum, saçma insanlarla saçma şeyler konuşmak, ölümüne nefret ettiğim insanlara yalancıktan sırıtmak...
Gerçi bunları yapmanın bana zarardan çok faydası olurdu heralde. Sosyallik gerektiren sektörde asosyal bir varlığım ve asosyal kalmakta ısrarcıyım.
Çoğu zaman insanları yeterince akıllı bulmuyorum, akıllı olduğuna inandıklarımdan da korkuyorum çoğu zaman.
Yanlış anlaşılmasın 3-5 arkadaşım var, hepsi de zeki, pratik, komik, "easy going" insanlar ama onları kazanmayı nasıl başarmışım hiç bir fikrim yok inanın. Bir zaman bir şeyleri doğru yapmışım.
Hay yarabbim ne boş bir insanım.
O kadar ki cırcır böceklerinin sesi yükseliyor boynumun üstünde ki boşluktan.
You'll be ok boy.
17.4.10
piyano piyano bacaksız

Bu gün Lale'nin dogum günü ben de ona ona laleler aldım, Kadıköyde konservatuarın yanından.

Piyano çalan çocuk çiçek seçimlerimize katkıda bulundu.
Ceren, deniz manzarasına nazır piyano çalabilmenin çok havalı bir şey olduğunu düşünüyor.
Bence de öyle.

Piyano piyano bacaksızın ne olduğunu asla hatırlamıyorum.
27.2.10
skip the foreplay
Müzik yapan insanlar, yaptıklarının hayatımı bu kadar etkilediğini bilseler etkilenir miydiler acaba?
Bir müzisyenle olmak istiyorum desem çok mu High Fidelityvari olur?
Müzisyen demişken, Ceren'e dövme çizmeye çalışıyorum. Çok onur duysam da, eminim bu iş için benden daha iyisini bulabilirdi.
Tıkandım.
Güneşin lens flare yaptığı günler gelsin artık. O zaman belki değişir bir şeyler...
*Cumartesi gününü/ gecesini evde geçirmek ayıp mıdır?
Bir müzisyenle olmak istiyorum desem çok mu High Fidelityvari olur?
Müzisyen demişken, Ceren'e dövme çizmeye çalışıyorum. Çok onur duysam da, eminim bu iş için benden daha iyisini bulabilirdi.
Tıkandım.
Güneşin lens flare yaptığı günler gelsin artık. O zaman belki değişir bir şeyler...
*Cumartesi gününü/ gecesini evde geçirmek ayıp mıdır?
22.2.10
mühim.
Keşke en yakın arkadaşının eski sevgilisi olan arkadaşının yeni sevgilisine, nasıl davranman gerektiğini anlatan bir kitap olsa...
Ya da eski sevgilinin annesiyle karşılaşınca ne yapıcağını..En önemlisi de eski sevgiline karşı nasıl davranacağını kurallar halinde bir bir anlatsa... Herkesin doğrusu başka, biri orta yolu bulsa..
Çok zor.
Böyle şeyleri anneler bile öğretemiyor.
Ya da eski sevgilinin annesiyle karşılaşınca ne yapıcağını..En önemlisi de eski sevgiline karşı nasıl davranacağını kurallar halinde bir bir anlatsa... Herkesin doğrusu başka, biri orta yolu bulsa..
Çok zor.
Böyle şeyleri anneler bile öğretemiyor.
18.2.10
beş çayı

Biz ailece çayı çok severiz. Anne tarafı olarak. Annanem iki, Dedem üç şekerle içer. Annem diğer bütün sağlıksız şeyler gibi şekeri de kullanmaz.
Baba tarafı kahvecidir. Babam en çok iki damla sütlü nescafe içer. Yarım şekerle. Mehmet dedem de öyle mi içerdi hatırlamıyorum. Uzun zaman oldu. Son gördüğümde elinde küçük yeşil tavşanımla hastane yatağındaydı ama ben onun balkonda pişti oynadığımız haliyle hatırlamayı tercih ediyorum.
İtiraf ediyorum hep kart çalardım, yastığın altına saklardım. Ama herhalde sen bunu zaten biliyordun.
Keşke seni daha çok tanısaydım.
3.2.10
eski akrobat. yeni pipo tüccarı.
Arada tuhaf şeyler yaptığımda yada gereksiz bilgilerimi paylaştığımda, "anası babası buna küçükken yavrum saçma sapan şeylerle uğraşma dersini çalış ,adam ol! demedi mi acaba" diye düşünüyor olabilirsiz.
Doğrusu demeleri lazımdı ama demediler . Piyano çalıcam dedim, peki dediler. Sözel okuyacağım, tiyatrocu olacağım dedim, peki dediler, Piyanoyu bırakacağım gitar çalacağım, yüzmeyi bırakıp aikido yapacağım dedim. Peki dediler. Ne dersem peki dediler. Yapmayacağım dediğimde de sen bilirsin dediler. Hiçbir şeye zorlamadılar. Hiç bir zaman.
Zeki ve yetenekli olduğuma dair inançları o kadar büyüktü ki kendi yolumu bulacağıma inandılar.
Onları hiçbir şey için suçlamıyorum ama yanıldıklarını belirtmeme de gerek yok heralde...
Ama yine de bakınız Eylül Hanım nasılda sırıtıyorum.

Badminton oynadığımı da söylemiş miydim?
Şimdi böyle olduğuma bakmayın siz, eskiden pek atletiktim ben... Atletico Merve .
Ayrıca da,

Neden hiç bilmiyorum. Yakında bulaşık makinasnıı odama taşıyacağım.
Yalnız yaşasam üşengeçlikten ölürüm ben heralde. Korkuyorum.
Beni alan yaşadı. Hahay!
.
Doğrusu demeleri lazımdı ama demediler . Piyano çalıcam dedim, peki dediler. Sözel okuyacağım, tiyatrocu olacağım dedim, peki dediler, Piyanoyu bırakacağım gitar çalacağım, yüzmeyi bırakıp aikido yapacağım dedim. Peki dediler. Ne dersem peki dediler. Yapmayacağım dediğimde de sen bilirsin dediler. Hiçbir şeye zorlamadılar. Hiç bir zaman.
Zeki ve yetenekli olduğuma dair inançları o kadar büyüktü ki kendi yolumu bulacağıma inandılar.
Onları hiçbir şey için suçlamıyorum ama yanıldıklarını belirtmeme de gerek yok heralde...
Ama yine de bakınız Eylül Hanım nasılda sırıtıyorum.

Badminton oynadığımı da söylemiş miydim?
Şimdi böyle olduğuma bakmayın siz, eskiden pek atletiktim ben... Atletico Merve .
Ayrıca da,

Neden hiç bilmiyorum. Yakında bulaşık makinasnıı odama taşıyacağım.
Yalnız yaşasam üşengeçlikten ölürüm ben heralde. Korkuyorum.
Beni alan yaşadı. Hahay!
.
19.1.10
sulu.kar.
Somewhere between what you need and what you know.
İçimdeki küçük kız çocuğu seni arayıp "Kar yağıyor! Kar yağıyor!" diye bağırmak istiyor. Ama umurunda değil. Biliyorum.
"Kar yağıyor! Buraya gel. Arabaların üstünde biriken karları top yapalım. Ağzımızı açıp gökyüzüne bakalım."
Gelmezsin. Biliyorum. Umurunda değilim. Biliyorum. Zorlayamam seni. Biliyorum.
Bir kaç gündür sürekli klasik müzik dinliyorum. Nerden esti bilmem. En çok da Vivaldi'nin The Four Seasons'ından Kışı.*
Bu sebeple biraz da, kar benim için yağıyormuş gibi hissediyorum.
Hissetmek istiyorum.
Seninle karın altında oturmak istiyorum. Hiç bir şey ummadan. Hiç bir şey beklemeden.
Sadece yanımda ol. Şimdi. Yine. Sonrası önemli değil.
*Klasikler içinde dinlemekten en çok zevk aldığım eserdir Dört mevsim. En sevdiğim de kışın üç bölümünden ilkidir: Allegro Non Molto. Böylelikle ne kadar kültürlü olduğumu göstermek istedim.
İçimdeki küçük kız çocuğu seni arayıp "Kar yağıyor! Kar yağıyor!" diye bağırmak istiyor. Ama umurunda değil. Biliyorum.
"Kar yağıyor! Buraya gel. Arabaların üstünde biriken karları top yapalım. Ağzımızı açıp gökyüzüne bakalım."
Gelmezsin. Biliyorum. Umurunda değilim. Biliyorum. Zorlayamam seni. Biliyorum.
Bir kaç gündür sürekli klasik müzik dinliyorum. Nerden esti bilmem. En çok da Vivaldi'nin The Four Seasons'ından Kışı.*
Bu sebeple biraz da, kar benim için yağıyormuş gibi hissediyorum.
Hissetmek istiyorum.
Seninle karın altında oturmak istiyorum. Hiç bir şey ummadan. Hiç bir şey beklemeden.
Sadece yanımda ol. Şimdi. Yine. Sonrası önemli değil.
*Klasikler içinde dinlemekten en çok zevk aldığım eserdir Dört mevsim. En sevdiğim de kışın üç bölümünden ilkidir: Allegro Non Molto. Böylelikle ne kadar kültürlü olduğumu göstermek istedim.
22.12.09
tannen.baum.
Eskiden bu zamanlarda rengarenk olurdu bizim evin içi.
Süslerimizi asardık.
Yılbaşı ağacımızı kurardık.
İlk hatırladıklarım gerçek çam ağacıydı. Sonradan plastik kurmaya başladık.
O gerçek çamı babamın Almanyadan getirdiği süslerle kaplardık. Sonra ışıklarını yakardık. Saatlerce oturur onu izlerdim.
Bilmiyordum o zamanlar ecnebi adeti olduğunu bunların. Ne bilsin çocuk. Her sene kendi evinde, okulunda, bilimum alışveriş merkezlerinde şurda burda görünce kendine ait bir şey sanıyor, benimsiyor, saatlerce melül melül izliyor o yanıp sönen ışıkları.
Ama artık kurmuyoruz. Üşeniyoruz sanırım. Hem artık Aralık ayları farkına varamadan geçip gidiyor. Finallerdi, juri deadlinelarıydı, yıl sonu bütçeleriydi derken bir bakmışız 1 Ocak olmuş.
Mecburiyetten çığlıklar atar, akşamdan kalma kafalarımızı yastklara gömeriz.
Yılbaşı artık bizim için bu kadar.
Pek yılbaşı kutlamayı da sevmem ben. Bazı istisnalar dışında ailemle bir yerlerde geçirmişimdir tüm yılbaşlarını. O istisnalarda oldukça extrem istisnalardır ama onlardan bahsetmek değil bu yazıyı yazmakta ki amacım.
Salonumuzun çıplaklığına bakınca ne kadar hüzünlendiğimi anlatmak istedim.
Geçen senelerde melek figürlü çelenklerin asılı olduğu kapı boş olduğuna göre artık çocuk değilim demektir.
Zaten artık hediye de alıp vermiyor kimse. Eskiden ben alırdım herkese. Ama ellerim boş kalınca hep pes ettim.
İki gün sonra Noel. Chris Christmas Rodriquez gel içeri şöminemden.
Süslerimizi asardık.
Yılbaşı ağacımızı kurardık.
İlk hatırladıklarım gerçek çam ağacıydı. Sonradan plastik kurmaya başladık.
O gerçek çamı babamın Almanyadan getirdiği süslerle kaplardık. Sonra ışıklarını yakardık. Saatlerce oturur onu izlerdim.
Bilmiyordum o zamanlar ecnebi adeti olduğunu bunların. Ne bilsin çocuk. Her sene kendi evinde, okulunda, bilimum alışveriş merkezlerinde şurda burda görünce kendine ait bir şey sanıyor, benimsiyor, saatlerce melül melül izliyor o yanıp sönen ışıkları.
Ama artık kurmuyoruz. Üşeniyoruz sanırım. Hem artık Aralık ayları farkına varamadan geçip gidiyor. Finallerdi, juri deadlinelarıydı, yıl sonu bütçeleriydi derken bir bakmışız 1 Ocak olmuş.
Mecburiyetten çığlıklar atar, akşamdan kalma kafalarımızı yastklara gömeriz.
Yılbaşı artık bizim için bu kadar.
Pek yılbaşı kutlamayı da sevmem ben. Bazı istisnalar dışında ailemle bir yerlerde geçirmişimdir tüm yılbaşlarını. O istisnalarda oldukça extrem istisnalardır ama onlardan bahsetmek değil bu yazıyı yazmakta ki amacım.
Salonumuzun çıplaklığına bakınca ne kadar hüzünlendiğimi anlatmak istedim.
Geçen senelerde melek figürlü çelenklerin asılı olduğu kapı boş olduğuna göre artık çocuk değilim demektir.
Zaten artık hediye de alıp vermiyor kimse. Eskiden ben alırdım herkese. Ama ellerim boş kalınca hep pes ettim.
İki gün sonra Noel. Chris Christmas Rodriquez gel içeri şöminemden.
14.12.09
Let me take your hand. I'm shaking like milk.
I try to laugh about it, cover it all up with lies
I try to laugh about it,hiding the tears in my eyes
Because boys don't cry.
Ben de zaman zaman bir oğlan çocuğu oluyorum. Demek ki ağlamamalıyım.
Bu günü de The cure günü ilan ettim. Özlemişim.
Eve erken geldim.
Hiçbir şey yapmadım.
Hiçbir şey için endişelenmedim.
Uykum geldi. Ve yatabilirim eğer istersem.
Uzun zamandır ilk defa bir tercih meselesi uyumamak.
Across the Universe'i izledik babamla. Çok mutluyduk.
Müzik, giysiler ve zaman üzerine konuştuk, o bana büyük yakalı gömleklerini anlattı ben ona en sevdiğim Beatles şarkısını neden sevdiğimi.
Şanslı bir hatunum ben.
Her zaman yanımda olan bir ailem var, ben iyi bir evlat olmasam da.
Ve bir kaç güzel arkadaşım var, ben iyi bir arkadaş olmasam da.
Smile like a weasel my friend.

tekinsiz huzur.
I try to laugh about it,hiding the tears in my eyes
Because boys don't cry.
Ben de zaman zaman bir oğlan çocuğu oluyorum. Demek ki ağlamamalıyım.
Bu günü de The cure günü ilan ettim. Özlemişim.
Eve erken geldim.
Hiçbir şey yapmadım.
Hiçbir şey için endişelenmedim.
Uykum geldi. Ve yatabilirim eğer istersem.
Uzun zamandır ilk defa bir tercih meselesi uyumamak.
Across the Universe'i izledik babamla. Çok mutluyduk.
Müzik, giysiler ve zaman üzerine konuştuk, o bana büyük yakalı gömleklerini anlattı ben ona en sevdiğim Beatles şarkısını neden sevdiğimi.
Şanslı bir hatunum ben.
Her zaman yanımda olan bir ailem var, ben iyi bir evlat olmasam da.
Ve bir kaç güzel arkadaşım var, ben iyi bir arkadaş olmasam da.
Smile like a weasel my friend.

tekinsiz huzur.
12.12.09
a quiet lie that makes you wanna scream and shout
Everybody cares, everybody understands and whether or not you want them to.
Bizimkisi tuhaf bir pakttı. Ne olursa olsun kapalı kutuyduk.
Bazı spesifik anlarda birbimize uyuz olsak da, hep "bunu bir tek sana anlatabilirim" iydik.
Bir çok şey yapmış olsam da doğasına hiç ihanet etmedim arkadaşlığımızın. Ama sen ettin.
Çok çok alakasız yerlerden öğrendim ben bunu. Hiç aklıma gelmeyecek yerlerden.
Dünya küçük.
Soruyorsun bana "neden beni hayatından çıkardın" diye. Çıkarmadım seni hayatımdan hazmetmem gerekiyordu sadece.
Sorarsan yine de geçiştiririm ama bu işte nedeni.
Konuşmayacağım bu konu üstüne. Gelip sana böyle böyle yapmışsın demeyeceğim. Kimseye bir şey demeyeceğim. Hiç bir şey yapmayacağım. Hiç bir şey değişmeyecek.
Sadece artık bir "bunu bir tek sana anlatabilirim"'e sahip değilsin. Belki de çoktan doldurulmuştur yerim. Kim bilir. Ben ise sanırım hiç sahip olmamışım. En azından sen değilmişsin.
Ama kutuyu kapalı tutacağım. Söz.
İstisnasın.
Sen de öyle yap.
Bizimkisi tuhaf bir pakttı. Ne olursa olsun kapalı kutuyduk.
Bazı spesifik anlarda birbimize uyuz olsak da, hep "bunu bir tek sana anlatabilirim" iydik.
Bir çok şey yapmış olsam da doğasına hiç ihanet etmedim arkadaşlığımızın. Ama sen ettin.
Çok çok alakasız yerlerden öğrendim ben bunu. Hiç aklıma gelmeyecek yerlerden.
Dünya küçük.
Soruyorsun bana "neden beni hayatından çıkardın" diye. Çıkarmadım seni hayatımdan hazmetmem gerekiyordu sadece.
Sorarsan yine de geçiştiririm ama bu işte nedeni.
Konuşmayacağım bu konu üstüne. Gelip sana böyle böyle yapmışsın demeyeceğim. Kimseye bir şey demeyeceğim. Hiç bir şey yapmayacağım. Hiç bir şey değişmeyecek.
Sadece artık bir "bunu bir tek sana anlatabilirim"'e sahip değilsin. Belki de çoktan doldurulmuştur yerim. Kim bilir. Ben ise sanırım hiç sahip olmamışım. En azından sen değilmişsin.
Ama kutuyu kapalı tutacağım. Söz.
İstisnasın.
Sen de öyle yap.
2.12.09
bunun arayüzü bozuk*
"Merhaba. Benim adım Merve. Ve ben bir sedergine bağımlısıyım."
Bir de uyku sorunum varki sormayın gitsin. Fena.
I’ve been sleeping so strange at night
Side effects they don’t advertise***
-
Gelip de yüzüne söylesem mi acaba. Sonuçta düşününce hiç bir fark yok. İçten içe beğenmekle dıştan dıştan beğenmek arasında.
Çünkü aslında benimle olmanı falan istemiyorum. "Benim" olman gibi bir iddam ise asla yok. Aşkından ölüyor da değilim.
Ama güzel çocuksun.
Ne diyeyim.
Allah sahibine bağışlasın.
Hayır. Hayır. Eminim ki hiçbirinizin aklına ilk gelen kişi için yazılmadı bu. Ama isteyenler üzerine alınabilir. Zaten hep böyle bir kaderi var bu yazıların. Alınması gerekenler değil alakası olmayanlar alınır hep. Yerine ulaştığı pek görülmemiştir. Belki de görülmüştürde gösterilmemiştir.
"Ah be evren! Ne tuhafsın!"
Bu gün yine tuhaflığınla büyüledin beni, yine az az sevmeye başladım seni. Tuhafsın hakkaten.
Sana en uygun sıfat bu.
Saçma detayların, tesadüfelerin, "olucağı varsa olur"ların...sebepsiz yere bir gün başıma güzel şeylerin geleceğine inandırıyor beni.
Ama hissettim, -hepimiz için değil belki ama- bir şeyler rayına oturacak gibi.
Ayrıca,
Çarşambaları da severim.
*Bu şahane cümleyi hayatıma soktuğu için Ceren'e teşekkürler (: ***Bright Eyes.
Bir de uyku sorunum varki sormayın gitsin. Fena.
I’ve been sleeping so strange at night
Side effects they don’t advertise***
-
Gelip de yüzüne söylesem mi acaba. Sonuçta düşününce hiç bir fark yok. İçten içe beğenmekle dıştan dıştan beğenmek arasında.
Çünkü aslında benimle olmanı falan istemiyorum. "Benim" olman gibi bir iddam ise asla yok. Aşkından ölüyor da değilim.
Ama güzel çocuksun.
Ne diyeyim.
Allah sahibine bağışlasın.
Hayır. Hayır. Eminim ki hiçbirinizin aklına ilk gelen kişi için yazılmadı bu. Ama isteyenler üzerine alınabilir. Zaten hep böyle bir kaderi var bu yazıların. Alınması gerekenler değil alakası olmayanlar alınır hep. Yerine ulaştığı pek görülmemiştir. Belki de görülmüştürde gösterilmemiştir.
"Ah be evren! Ne tuhafsın!"
Bu gün yine tuhaflığınla büyüledin beni, yine az az sevmeye başladım seni. Tuhafsın hakkaten.
Sana en uygun sıfat bu.
Saçma detayların, tesadüfelerin, "olucağı varsa olur"ların...sebepsiz yere bir gün başıma güzel şeylerin geleceğine inandırıyor beni.
Ama hissettim, -hepimiz için değil belki ama- bir şeyler rayına oturacak gibi.
Ayrıca,
Çarşambaları da severim.
*Bu şahane cümleyi hayatıma soktuğu için Ceren'e teşekkürler (: ***Bright Eyes.
26.11.09
sosyal.içici.lik.*

Kimseyi sevmek zorunda değil kimse.
Kimse "BFF" olmak zorunda değil. Kimse her dakika beraber olmak zorunda değil.
Kimse zor zamanında yanında olmak mecburiyetinde değil.
Olursa eyvallah.
Buyursun.
Ama
Olamayabilirsin. Olmak istemiyor olabilirsin.
Neden olmasın?
Dün çok sevdiğini, bugün az sevebilirsin. Hiç sevmeyebilirsin. Kızabilirsin. Sinir olabilirsin. Ağzının ortasına bir tane patlatmak isteyebilirsin.
Ama canım cicim dediğin insanları bir kerede gözden çıkarabiliyorsan eğer, ya iki yüzlüsün ya da affetmekten acizsin demektir.
Öyleysen de seni suçlayacak değilim.
Bunca zamandır tanıyorsun beni, bilirsin, Ben de öyleyim. Kin tutarım kir tuttuğum kadar.
Ama özür dilemekten başka yapacak ne var?
Naapalım yani kolumuzu mu keselim?
Çok konuşan dilimizi mi keselim?
Gözlerini iyice bir aç da bak. Belki de annen haklı. Belki de "diğer" arkadaşların doğru söylüyor.
Bir düşün iyice. Benim, hoş sohbetinden başka kaybedecek neyim var.
Eskiden olsa kahrolurdum. Ölürdüm üzüntümden.
Ama şimdi yapabildiğim tek şey "I'm minding my own business" deyip hayatıma devam etmek.
Çünkü biliyorum ki kimse kalıcı değil.
Çünkü sen ne dersen de, ne yaparsan yap, bir kere girdi mi o küçük tilkiler kafalarına çıkarmak mümkün değil.
İnsanların düşüncelerini değiştirmek mümkün değil.
Olanı ya da olduğu varsayılanı geri almak mümkün değil.
Değil işte.
Yataklara düşmedim diye umusamadım zannetme ne olursun.
Kendimi toparlamakla, eskileri onarmakla, geçen zamanı telafi etmeye çalışmakla dolu ellerim.
Çenebazın, vefasızın, bencilin tekiyim.
Bundan böyle kimse de olmasın benim arkadasım.
Zaten tek başıma kutup dairesine** taşınıp, hayatımı orada devam ettireceğim.
Geride kalan bir kaç gerçek dosta da oradan mektup yazarım.
*Annem, davetlerde elinde meyva suyuyla dolananlara bakıp şöyle der, "İçmekten hoşlanmayabilirsin ama ortama uyum sağla ve eline bir kadeh al.
A-a! sosyal içicilik diye bir şey var."
"Sosyal"lik içeren her şeye uyuyor sanırım.
Ortama uy ve eline bir kadeh al..
**Lovers of the Arctic Circle.
27.10.09
Öğrenmeyeceğimi mi sandın?
Hepimiz üçkağıtçıyız.
Sen benden biraz daha iyisin.
Çünkü ben beceremiyorum yalan söylemeyi de, yalanı anlamayı da.
Herkese, her şeyi, hemen söylemek istiyorum.
Kendimi tutamıyorum.
Bazen de içimdeki şirret canavarı tutamıyorum -ama bu bambaşka bir konu, bunu bilahere konuşalım-.
Gitsin artık beynimdeki tilkiler.
Senin gibi olmak istemiyorum.
Bu görünmez kavgayı istemiyorum.
Seni yenmek de, sana yenilmek de istemiyorum.
Sana yeniliyormuş gibi yapmak da istemiyorum.
Herkesde bir silah. Sen vermişsin ellerine üstelik.
Ama kimse seni vurmuyor.
Çünkü kimse cesedinle uğraşmak istemiyor.
Sen benden biraz daha iyisin.
Çünkü ben beceremiyorum yalan söylemeyi de, yalanı anlamayı da.
Herkese, her şeyi, hemen söylemek istiyorum.
Kendimi tutamıyorum.
Bazen de içimdeki şirret canavarı tutamıyorum -ama bu bambaşka bir konu, bunu bilahere konuşalım-.
Gitsin artık beynimdeki tilkiler.
Senin gibi olmak istemiyorum.
Bu görünmez kavgayı istemiyorum.
Seni yenmek de, sana yenilmek de istemiyorum.
Sana yeniliyormuş gibi yapmak da istemiyorum.
Herkesde bir silah. Sen vermişsin ellerine üstelik.
Ama kimse seni vurmuyor.
Çünkü kimse cesedinle uğraşmak istemiyor.
4.10.09
10.8.09
be careful what you wish for
Kendime acı çektirerek eğlendiğim, hayatımın tüm anlamının koli yapmak, kırılacakları sarmak, koliyi bantlamaktan ibaret olduguna inanmaya başladığım son günlerde iyice "it hurts so fine" salınımlarında kaybetmiş olduğum mantığım "yetttteeer! söz milletindir" nidaları ile atağa geçti.
Oğulcanın yadsınamaz mantıksallığı da elbetteki başrolde.
Ancak,
Ne değişti?
Hiç bir şey.
Azıcık bikbikledi. Birazcık gururumu ezdi. Sonra sustu.
Zaten oğulcanla olunca mantığım, bir süreliğine kendini gösterme çabasına giriyor Oğulcuğuma özenip. Ama 5 dakkaya pıssss.... kız kafası işte naaparsın.
Dün Oğulla filminin kamera arkası görüntülerini izledik. Pek neşeli.
Americas funniest home videos sanki. Komik olmak için çaba sarfetmediğimde vallahi de billahide komiğim.
Evelki gün de mutfağı kolilememiz gereken süre zarfında tarot baktı bana Suflesu.
Ne güzel ne ferah. Tü tü tü tü maşallah.
Her şeyin güzel olacağı falan yok ama pek de umurumda değil açıkçası. En azından bir şeyler bir şekilde düzelir mutlaka.
"Olucağı varsa olur" der büyükler.
Bak Suflesu ya, hep istediği işi buldu, hep istediği evi buldu. Ama ikisi de aynı anda olunca birbirine ket vurdu.
Yanii neymiş ne dilediğne dikkat edicekmişsin.
Ya çok spesifik tarihler ve taleplerle evreni yoracaksın ya da minimal kafası olucaksın.
*Yeşilim ezelden gönlüm geçmez Gazelle'den.
Oğulcanın yadsınamaz mantıksallığı da elbetteki başrolde.
Ancak,
Ne değişti?
Hiç bir şey.
Azıcık bikbikledi. Birazcık gururumu ezdi. Sonra sustu.
Zaten oğulcanla olunca mantığım, bir süreliğine kendini gösterme çabasına giriyor Oğulcuğuma özenip. Ama 5 dakkaya pıssss.... kız kafası işte naaparsın.
Dün Oğulla filminin kamera arkası görüntülerini izledik. Pek neşeli.
Americas funniest home videos sanki. Komik olmak için çaba sarfetmediğimde vallahi de billahide komiğim.
Evelki gün de mutfağı kolilememiz gereken süre zarfında tarot baktı bana Suflesu.
Ne güzel ne ferah. Tü tü tü tü maşallah.
Her şeyin güzel olacağı falan yok ama pek de umurumda değil açıkçası. En azından bir şeyler bir şekilde düzelir mutlaka.
"Olucağı varsa olur" der büyükler.
Bak Suflesu ya, hep istediği işi buldu, hep istediği evi buldu. Ama ikisi de aynı anda olunca birbirine ket vurdu.
Yanii neymiş ne dilediğne dikkat edicekmişsin.
Ya çok spesifik tarihler ve taleplerle evreni yoracaksın ya da minimal kafası olucaksın.
*Yeşilim ezelden gönlüm geçmez Gazelle'den.
29.7.09
kacak kizin ananesi
Ben kücükken bir gün evden kacmaya karar vermistim. Cantami toplarken ananem geldi ve bana ne yaptigimi sordu, ben de dogal olarak evden kacacagimi, cantami topladigimi söyledim ve evin orasindan burasindan topladigim bozukluklari gösterip yeterli param da var dedim. O da bana, tamam o zaman ama yanina yedek camasir almayi unutma dedi.
Aradan onbes sene gecti. Ananem simdi alzheimer hastasi.
Bozcaada ya son gittigimde -3 hafta kadar önce- dedem Canakkalede hastaneye yatmisti evde ikimiz yalnizdik o yatarken yanina gittim, ilaclarini verdim ve habbele ye gidiyorum dedim. Aferim git tabi dedi, benim icin de yüz bol bol, aksam da eve gelme.
En son konustugumda da parmakliklara tirmanip asmalari budamaya takmisti.
Gidince yapacaklarim listesine eklenen bir sey daha..
Aradan onbes sene gecti. Ananem simdi alzheimer hastasi.
Bozcaada ya son gittigimde -3 hafta kadar önce- dedem Canakkalede hastaneye yatmisti evde ikimiz yalnizdik o yatarken yanina gittim, ilaclarini verdim ve habbele ye gidiyorum dedim. Aferim git tabi dedi, benim icin de yüz bol bol, aksam da eve gelme.
En son konustugumda da parmakliklara tirmanip asmalari budamaya takmisti.
Gidince yapacaklarim listesine eklenen bir sey daha..
11.7.09
ger-zekalı
Dün sabah döndüm adadan. Evden cıkamadım bir türlü. Sigaram bitti, toz haline gelmiş eski tütünlerden sarıyorum, en büyük korkum kağıdımın bitmesi. Annanecik ve dedecik daha iyiydiler ben dönerken ve ne yalan söyleyeyim hazalla ayşesunun gelmesi de çok iyi geldi yoksa evin içinde kafayı yerdim. Hazal sürekli uyudu biz Su ile şarap içtik bol bol, Hollandalı dostlar edindik, Ben'e bayıldık-kendisi bir aşçı-, sabaha karşı tekneyle açıldık tanımadığımız insanlarla, aslında sabaha karşı olduğunun pek farkında değildik. Hayatımın en tuhaf gece/günüydü sanırım. Daha fazla anlatmak isterdim ama benim dikkatsiz sarhoş bir gerizekalı olduğumu düşünmenizi istemem sevgili okurlarım.
Ama siz siz olun benzin bitince kahramanlık taslayıp küreklere asılmayın. 15 dk tekne kullanmış olmak sizi kaptan ya da kaslı bir insan yapmaz. Teknede erkek varsa sömürün, salak olmayın.
Ama siz siz olun benzin bitince kahramanlık taslayıp küreklere asılmayın. 15 dk tekne kullanmış olmak sizi kaptan ya da kaslı bir insan yapmaz. Teknede erkek varsa sömürün, salak olmayın.


