İki sene önce,
O gün üstümde kırmızı coca-cola tshirtüm, üzerimden çıkarmadığım yeşil hırkam ve deri ceketim, altımda mavi marka lindy model lacivert kotum ve kırmızılı vondutch ayakkabılarım vardı.
Nisan başıydı. Çimlerde oturmuştuk. Pazar günüydü.
Altı sene önce,
Ocaktı. Okuldan yeni geldiğim için üzerimde siyah kotum ve sarı gömleğim vardı ama kravatımı çıkarıp odamda yere atmıştım.. Telefondaydım. Koridorda mutfak kapısına dayanmıştım. Güneş arkamda batmak üzereydi. Önce kahkahayla çığlık arası bir şey atmamak için ağzımı kapadım sonra sırt üstü yere uzandım.
O zamanlar yerler halıydı.
On dokuz sene önce,
Gittiğim ana okulunda minik bir bilardo masası vardı. Büyük çocuklar Deniz'le benim oynamamıza izin vermemişlerdi. Bir tanesi sarışındı ve kırmızı bir kazağı vardı.
Süper hafıza, söyle ne faydan var bana.
En saçma ayrıntıları hatırla ama upload, ekipman teslimi falan filan tarihlerini unut. Oldu mu şimdi?
Bir arkadaşım kızlarla konuşurken onlara körfez savaşını hatırlayıp hatırlamadıklarını soruyordu.
Ben hatırlamıyorum. Ama ben Irak savaşının ne zaman başladığını bile hatırlamıyorum. Ama sor, lisenin ilk günü ne yaptın diye, saçımı nasıl topladığımdan kimlerle ne konuştuğuma kadar en ince ayrıntısına kadar anlatabilirim.
Seçici hafıza benimkisi.
Upsy Daisy!
Lanet bahar ayları.
küçük sapık hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küçük sapık hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5.4.10
28.2.10
büyüyünce kayısılı turta omak istiyorum
Çok saçma, biraz da tuhaf. Hatta belki güleceksin, bu kız iyice delirdi diyeceksin... Olsun..
Küçükken oynadığım oyunlardan kopamadım ben, hayali insanlarla arkadaş olup, hayali evler kurup içinde yaşamaktan..
Şimdi de kafamın içinde bedensiz bir adam var. Onu bir sabah amaçsızca salınırken tesadüfen buldum.
Sonra her gün onunla olmak için buraya geldim. Bu gün dans ayakkabılarımı da getirdim.
Onu seviyorum.
Çünkü sana benziyor ama sen değil.
Sunday Top 5:
Boat Behind- Kings Of Convenience
A Ribbon- Devendra Banhart
City- Billie The Vision & The Dancers
Ordinary World- Ampop
Animals- Gravenhurst
Bonus:
Summercat- Billie The Vision & The Dancers
Küçükken oynadığım oyunlardan kopamadım ben, hayali insanlarla arkadaş olup, hayali evler kurup içinde yaşamaktan..
Şimdi de kafamın içinde bedensiz bir adam var. Onu bir sabah amaçsızca salınırken tesadüfen buldum.
Sonra her gün onunla olmak için buraya geldim. Bu gün dans ayakkabılarımı da getirdim.
Onu seviyorum.
Çünkü sana benziyor ama sen değil.
Sunday Top 5:
Boat Behind- Kings Of Convenience
A Ribbon- Devendra Banhart
City- Billie The Vision & The Dancers
Ordinary World- Ampop
Animals- Gravenhurst
Bonus:
Summercat- Billie The Vision & The Dancers
4.2.10
zaman hırsızı.

Geçenlerde bir hikaye kitabı geçti elime. "Allah iyiliğiniz versin" dedim, "bunları okumama nasıl izin verdiniz". Neden böyle olduğuma şaşmamalı.
Küçükken dinlediğim hikayeler de okuduğum kitaplarda hep birazcık tuhaftı. Benim tercihim miydi yoksa denk mi gelmişti hatırlayamıyorum.
Zaten masalların hepsinin belirli bir derecede psikopatlık barındırdığının farkındayım. Ağızdan dökülen mücevherler, çiyanlar böcekler, kindar periler, parmak boyundaki korkutucu kızlar, çocuklarını ormanda terkeden hain anne babalar, taşa dönüşen üvey kız kardeşler....
Çocukların bu hikayelri dinledikten sonra, bir üvey anneyi tüm kalbiyle sevmesi mümkün müdür meseala? Ya da yaşlı, çirkin burunlu ve tesadüfen siyah giymekten hoşlanan kadınlardan korkmaması?
Bir kitap vardı, sanırım okulda okutmuşlardı, yazarını hatırlamıyorum ama adı Dankonun Yüreği idi.. Bir kasabada bir şey oluyor halk taşınmak zorunda kalıyor ama gitmeleri gereken yönde karalık bir orman var. Yola koyuluyorlar ama bir süre sonra insanlar huzursuzlanmaya başlıyor bunun üstüne Danko kalbini çıkarıyor ve yolu onunla aydınlatıyor. Gidiyorlar gidiyorlar.. en sonunda orman bitiyor ve güpgüzel bir yere geliyorlar. Herkes neşe içinde hoplayıp zıplıyor ama Danko yorgunluktan yığılıyor ve kalbi yere düşüyor ve biri gelip üstüne basıp onu söndürüyor.
Bu kitabı hala atlatabildiğimi sanmıyorum.
Bazen ormanda bir evde yaşadığım, birilerinden kaçtığım, sarayların merdivenlerinden inip çıktığım kabuslar görüyorum. Çoğu, konuşmaya çalıştıkça ağzımdan çıkıveren yılanlar böceklerle boğulmamla son buluyor. Şanslıysam inciler dökülüyor ve nerd gözlüklü bir prens beni öpüyor..
Hahah!
Her şey bir yana, "Çatı" serisini okumuş bir çocuk bir daha asla normal bir çocuk olamaz... Cinayet, ensest, zina... Niye kimse almamış elimden ben okurken onları?
Söylüyorum size, o dört kitap hastalıklı zihinlerin ürünü! Damn you V.C. Andrews. Damn you!
if you love books so much why dont you mary one of them, you dork ..