Tanrı aptal kızları korusun. Kolay varken kim zor ile uğraşmak isterki. Bu yüzdendir belki bize sıra gelememesi. (Ya da belki korkunç derecede itici kişiliklerimiz, yüzüne dahi bakılamayacak çirkinliğimizdendir, kimbilir..)
Biz de düştük aslında, beklentilerimizin yarısını bile karşılamayacak adamlara göz koyduk.
Hata bizde. Çünkü "herkes daha fazlasını istiyor biz bari daha azıyla yetinelim" dedik, yanıldık. Meğer onların istediği en başından beri "meme, göt, meme, göt" ten öteye gitmemiş. Biz boşuna ağzımızı bol bol açmaya çalışmışız, sanmışız ki müzikten, filmden ya da onların hoşladığı ve bizim hiç alakamız olmasa da anlamak için çabaladığı şey herne ise ondan bahsedersek ilgi çekeriz.. Belli ki biz salak kızlardan bile daha salakmışız. "Erkek bulma okulunda"ki ilk dersi kaçırmışız; çeneni kapa, güçsüz ol, melül melül bak.
Tamam, her şeyi kabul ediyorum, güzel aklllıyı, genç yaşlıyı yener. Bu yeni değil. Hiç bir zaman yeni olmadı. Peki "cici" kızlar bile ilişkileri sexle açmaya başladığında ben nerdeydim? Şimdiyse insanların dilinde bir evlilik muhabbeti, gelecek plan programları... Ben ne kadar zamandır televizyonun karşısında oturuyorum?
İpin ucunu, ne zaman, nasıl bu kadar kaçırdım bilmiyorum.
Yalnız ölürsem beni suçlamayın, kız kurusu demeyin, ben elimden geleni yapıyorum.
loveshit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
loveshit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24.8.10
16.7.10
I hardly look like a hero at all
Beynimin tarlalarında at üstünde dört nala dolaşabilsen ne mutlu bir insan olurdun kimbilir. Çünkü o zaman ne hissettiğimi ellerime, ağzıma dolanmadan önce görebilirdin. Hiç konuşmazdım. Ama susmam da gerekmezdi, ki bilirsin ikisinin arasını hiç bulamam.
En kötü cinstenim ben, savaşmayı bilmeyen, kendini akıllı sanan aptalım.
Modern Don Quixote olmak bir yana, ancak uzaktan gözlerini kısıp kenarından bakarsan bir roman kahramanına benzeyebilirim.
Ama o kadar da önemli değil, çünkü bir an gelip yeterince güzel, seksi, akıllı olmamanın önemi kalmadığında benim de mutlu olma zamanım gelicek.
O zaman kendimle ilgili kamburuma yerleştirdiğim her şeyi atıp üzerimden, kendimi her şeyimle seveceğim, sadece tuhaf mizah anlayışım için değil. O zaman bir Amerikan bağımsız yapımı olmayı hakedeceğim.
O zaman kendimle ilgili kamburuma yerleştirdiğim her şeyi atıp üzerimden, kendimi her şeyimle seveceğim, sadece tuhaf mizah anlayışım için değil. O zaman bir Amerikan bağımsız yapımı olmayı hakedeceğim.
Yeterince bekledim. Mutlu olmayı bir adama bağladım, belki de varolmayan bir adama. Ve uzun zamandır yalnızım.
Seni beklemedim. Ama birini, bir şeyi bekledim. Belki gerçekten istemedim hayatıma birinin girmesini, belki hazır değildim, belki istedim de beceremedim, elime yüzüme bulaştırdım. Ne olursa olsun sebebi, artık sıradan ile yetinemeyecek bir yere geldim.Hayır, yalnış anlaşılmasın, hayatımın aşkını aramıyorum, sadece bana bir şeyler ekleyecek birini istiyorum, zihnimi açıcak birini. Asla süs bebeği gibi gezdirilmek ya da tik taklamaya başlayan biolojik saatimi yanımdaki "iri çocukla" susturmaya çalışmak istemiyorum. Sadece... sadece farklı olsun istiyorum. Tek isteğim bu.
Aramıyorum da kimseyi. Çünkü böyle şeyler aranarak bulunamaz. Olmazsa da olmaz ne yapalım, kimse yalnızlıktan ölmüyor. Ben oyalanacak bir şeyler bulurum.
Ama bir gün bir roman ya da film olacaksam Pride and Prejudice olacağına, Nick and Norah's Infinite Playlist olsun.
Bazı şeyleri kabullenmiş olabilirim ama şarkılar hala yumuşak karnım... Tarlalarım belki sarı ama asla kurak değil..
Goodbye High Fidelity
Goodbye High Fidelity
17.6.10
i'm waiting for my song
Yaz resmen başladı. Notlar açıklandı, bir kaç gün sonra Bozcaadaya gidiyorum.
Kafaya takıcak pek bir şey kalmadı. İstanbuldan uzakta uyanmayı özledim. Burdan uzakta olmayı gerçekten çok özledim.
Son 6 saat içinde en az 6 kere "Hard day's Pete" bölümünü izledim Pete ve Pete in.
Ve anladım ki belki de aradığım şey aradığım yerde değildir. Daha fazlasını yapamayacağım. O beni bulur elbet, o zamana kadar şarkılarla idare ederiz. Bulmazsa da ne yapalım, kader..
Kafaya takıcak pek bir şey kalmadı. İstanbuldan uzakta uyanmayı özledim. Burdan uzakta olmayı gerçekten çok özledim.
Son 6 saat içinde en az 6 kere "Hard day's Pete" bölümünü izledim Pete ve Pete in.
Ve anladım ki belki de aradığım şey aradığım yerde değildir. Daha fazlasını yapamayacağım. O beni bulur elbet, o zamana kadar şarkılarla idare ederiz. Bulmazsa da ne yapalım, kader..
12.5.10
suburban drama
Çok çok özür dilemekten başka yapacak bir şeyim yok sanırım. Çok fena, çok aptalca bir şey yaptım ben. Niye yaptım onu da bilmem. Drama istedim heralde hayatımda. Oysa ki gerek de yoktu.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
Amerikan bağımsız yapımı tadında bu aralar hayatım, dışardan her şey temiz, düzenli, mutlu, anne mutlu, baba mutlu, kedi köpek vs.. çok bedbahtım.

Bu sefer sana hakikaten, bu sefer üzerine alınabilirsin gönül rahatlığıyla. Bir normal zamanda bir kahve içmek dileğiyle.
Eskiler, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler.
22.2.10
mühim.
Keşke en yakın arkadaşının eski sevgilisi olan arkadaşının yeni sevgilisine, nasıl davranman gerektiğini anlatan bir kitap olsa...
Ya da eski sevgilinin annesiyle karşılaşınca ne yapıcağını..En önemlisi de eski sevgiline karşı nasıl davranacağını kurallar halinde bir bir anlatsa... Herkesin doğrusu başka, biri orta yolu bulsa..
Çok zor.
Böyle şeyleri anneler bile öğretemiyor.
Ya da eski sevgilinin annesiyle karşılaşınca ne yapıcağını..En önemlisi de eski sevgiline karşı nasıl davranacağını kurallar halinde bir bir anlatsa... Herkesin doğrusu başka, biri orta yolu bulsa..
Çok zor.
Böyle şeyleri anneler bile öğretemiyor.
18.12.09
big.boy.come.on.
Diyetimden vazgeçip Mika'dan "Big girl" eşliğinde dans edeceğim.
Ne yapalım yani çıkıntılarımz var ise. Ona "curves in all the right places" denir bir kere.
"You take your skinny girl and multiply her by four
Now a whole lot of woman needs a whole lot more"
..diyor, ağzıma bir avuç jelly bean tıkıştırıyor ve dansıma başlıyorum.
İyi oldu. Zaten bugünki modern dans rutinimi aksatmıştım.
Ama dansıma eşlik edecek bir kavalyem olsa hiç fena olmazdı. Annem içerde Hanımın Çiftliği izlerken biz salonda dans ederdik..
Ne yapalım yani çıkıntılarımz var ise. Ona "curves in all the right places" denir bir kere.
"You take your skinny girl and multiply her by four
Now a whole lot of woman needs a whole lot more"
..diyor, ağzıma bir avuç jelly bean tıkıştırıyor ve dansıma başlıyorum.
İyi oldu. Zaten bugünki modern dans rutinimi aksatmıştım.
Ama dansıma eşlik edecek bir kavalyem olsa hiç fena olmazdı. Annem içerde Hanımın Çiftliği izlerken biz salonda dans ederdik..
bu.gün.o.gün.değil.
Bu gün anneme de söyledim. "Birisi girsin artık hayatıma."
O da hiç kafasını kaldırmadan baktığı vitrinden, "sok o zaman" dedi "adam gibi biri olsun ama". Hemen "Ol deyince oluyor sanki" diyerek itiraz ettim her zamanki gibi.
Annelere baş kaldırılır, çocuk olmanın kuralıdır bu.
"Oluyor. Kolay aslında" dedi.
Sonra Mangonun önünden geçtik ama ben adilisik.com la dalga geçmeye devam ettim.
"Şişşşt çok ayıp!" dedi. Güldük.
Oysa ki öncesinde yangın vardı burda. Kar yağıyordu ama yanıyorduk. Şimdi gri kül her yer.
Yiyip bitiryor kanser gibi küçük iblisler -gibisi fazla bazen-. Sevdiğim her insanda, ciğerlerinde, kanlarında, derilerinin altında. Hiç şaşırtmıyor bizi. Sessizce kapatıyor çemberleri.
Ölmeseler keşke. Ama ölecekler. Böyle giderse benden önce.
En iyisini ummmaktan başka yapılacak ne var? Belki biraz da dua etmek. Duyulucağına inanarak.
"Sizi çok sevdik, yeşil tarlaları da tümsekli taşlı yolları da geçerken birlikteydik. Ama bitmek üzere bu yolculuk. Biz biraz daha güneşli havanın tadını çıkaracağız. Sizin yolunuz açık olsun." mu diyeceğiz. Şimdi ağladığımızdan daha çok mu ağlayacağız arkalarından.
Aklımda ise mezarların üzerindeki beyaz çiçekler var. Zamansız yağan kar..
Asında ben sık sık başka yolculukları düşlüyorum. Bazen Fransızca şarkılar söyleyen kadınlar, bazen Bavyera giysili dansçılar, tahta takunyeler, fesler, kangurular, renkler...
Yaptığım listeler hep eskidi.
En çok nereye gitmek isterdim. Unuttum. Fas'a gitmek isterdim sanırım. Şimdi Hindistana gitmek istiyorum. Farklı bir dünya arıyorum.
Tanımadığım, tanınmadığım. Kaybolacağım.
Uçakta yanımda oturan kadına "İyi uçuşlar" ile "İyi tatiller" arasında tüm hayatımı anlatmak istiyorum. Arada flash back sekansa geçip hoşuma gitmeyenleri değiştirmek. Uçak tuvaletinde 25 F deki yakışıklı adamla -tabi sen yoksan hala yanımda- sevişmek. Küçük şişelerden içtiğim içkilerle kafayı bulmak ve aynı tuvalete kusmak istiyorum.
Mükemmel olmak değil, mümkün olan her şeyi yapmış olmak istiyorum.
Hindistan'da ishal olmak, Polonya'da sokakta şarkı söylemek, Hollanda da parasız kalmak istiyorum.
Bir gün gelecek yaptıklarımdan değil yapmadıklarımdan pişman olacağımm. Elimden geleni ardıma koymamalıyım.
Sanırım numaran olsa şimdi seni arardım.
"Ama ben "o" olamam. Ben hiç bir şey olamam. Tüm bu yolculuklarda yanımda olmayacaksan eğer, ben de seninle olamam"derdim eğer sen, sen olsaydın. Varolsaydın.
O da hiç kafasını kaldırmadan baktığı vitrinden, "sok o zaman" dedi "adam gibi biri olsun ama". Hemen "Ol deyince oluyor sanki" diyerek itiraz ettim her zamanki gibi.
Annelere baş kaldırılır, çocuk olmanın kuralıdır bu.
"Oluyor. Kolay aslında" dedi.
Sonra Mangonun önünden geçtik ama ben adilisik.com la dalga geçmeye devam ettim.
"Şişşşt çok ayıp!" dedi. Güldük.
Oysa ki öncesinde yangın vardı burda. Kar yağıyordu ama yanıyorduk. Şimdi gri kül her yer.
Yiyip bitiryor kanser gibi küçük iblisler -gibisi fazla bazen-. Sevdiğim her insanda, ciğerlerinde, kanlarında, derilerinin altında. Hiç şaşırtmıyor bizi. Sessizce kapatıyor çemberleri.
Ölmeseler keşke. Ama ölecekler. Böyle giderse benden önce.
En iyisini ummmaktan başka yapılacak ne var? Belki biraz da dua etmek. Duyulucağına inanarak.
"Sizi çok sevdik, yeşil tarlaları da tümsekli taşlı yolları da geçerken birlikteydik. Ama bitmek üzere bu yolculuk. Biz biraz daha güneşli havanın tadını çıkaracağız. Sizin yolunuz açık olsun." mu diyeceğiz. Şimdi ağladığımızdan daha çok mu ağlayacağız arkalarından.
Aklımda ise mezarların üzerindeki beyaz çiçekler var. Zamansız yağan kar..
Asında ben sık sık başka yolculukları düşlüyorum. Bazen Fransızca şarkılar söyleyen kadınlar, bazen Bavyera giysili dansçılar, tahta takunyeler, fesler, kangurular, renkler...
Yaptığım listeler hep eskidi.
En çok nereye gitmek isterdim. Unuttum. Fas'a gitmek isterdim sanırım. Şimdi Hindistana gitmek istiyorum. Farklı bir dünya arıyorum.
Tanımadığım, tanınmadığım. Kaybolacağım.
Uçakta yanımda oturan kadına "İyi uçuşlar" ile "İyi tatiller" arasında tüm hayatımı anlatmak istiyorum. Arada flash back sekansa geçip hoşuma gitmeyenleri değiştirmek. Uçak tuvaletinde 25 F deki yakışıklı adamla -tabi sen yoksan hala yanımda- sevişmek. Küçük şişelerden içtiğim içkilerle kafayı bulmak ve aynı tuvalete kusmak istiyorum.
Mükemmel olmak değil, mümkün olan her şeyi yapmış olmak istiyorum.
Hindistan'da ishal olmak, Polonya'da sokakta şarkı söylemek, Hollanda da parasız kalmak istiyorum.
Bir gün gelecek yaptıklarımdan değil yapmadıklarımdan pişman olacağımm. Elimden geleni ardıma koymamalıyım.
Sanırım numaran olsa şimdi seni arardım.
"Ama ben "o" olamam. Ben hiç bir şey olamam. Tüm bu yolculuklarda yanımda olmayacaksan eğer, ben de seninle olamam"derdim eğer sen, sen olsaydın. Varolsaydın.
21.11.09
What's wrong with the Blueberry Pie?

Elizabeth: So what's wrong with the Blueberry Pie?
Jeremy: There's nothing wrong with the Blueberry Pie, just people make other choices.
You can't blame the Blueberry Pie, it's just... no one wants it.,
*My Blueberry Nights.
Kendisini ailecek sevmiştik. Tekrar izledik. Hala seviyoruz. Hatta şimdi daha çok seviyoruz.
20.11.09
Yeah! Right!
Her şeyi küçücük küçücük yaptım. Ne yazdığı anlaşılmasın, sadece bir şey yazmış olsun diye. Üstelik de artık sadece "bir şeyler" yazmış olmasının yetmeyeceğini bile bile.
Hayır efendim! Bu naneyi sen tek başına yemedin Merve, oturup tek başına kurmadın bunları.
Ama kocaman kocaman uyarı levhalarını görmezden geldin. Ve böyle başladı sorun.
Sen hiç böyle yapmazdın. Son ana kadar soğuk. Son ana kadar kararsız. Sadece kendinle paylaşırdın "pro-contra"ları.
Çabucak çabucak çektin kürekleri, uzaklaştın. Şimdi dön bakalım geriye.
Atla bulduğun ilk filikanın üzerine. Kim olduğuna bakmadan.
Sonra Cansu bana benden alıntı yapar, "Yıllardır hatunların düstüğü yanılgıya düşme, onları degiştiremezsin".
Doğrudur da.
Ama hani olur ya. Hep olabileceğini bilirsin de, hiçbir zaman sana olamazmış gibi hissedersin.
Sonuçta hepsi geçecek, bunları boşver.
Asıl dilinin varmadığı ama kafanın kurduğu hayallere yazık.
*edit:21.11.2009 11:43
29.10.09
şarkı.bir.fetiş

Soğuk ülkelerde sıcak şarkılar dinleyelim.
Sözlerini anladıklarımızı daha çok benimseyelim, "ben söyleseydim de aynı böyle söylerdim" diyelim. Anlamadıklarımız da mır mır mırıldanalım. Ne dediğini merak edelim.
Bazen de yanlış anlayalım. Ama çok sevelim. Doğrusunu öğrenince bile yanlışını daha çok sevmeye devam edelim.
Kimsenin bilmediği bir şarkıyı biz biliyor olalım.
İkimizde aynı nakaratı söylemeye başlayalım, çok şaşıralım, konuşamayalım.
Yollarda gidelim. Otobüslerde, gemilerde, trenlerde, uçaklarda.
Arabada ben yolcu koltuğunda, sağımızda günebakan tarlası, solumuzda Kings of Convenience. O kadar sinematografik olsun ki ağlamak isteyelim. Ama ağlamayalım, gülümseyelim.
Babamla annemi arayayıp ne kadar mutlu olduğumu anlatmak isteyeyim.
Başka ülkelerde, bilinmeyen şehirlerde, kalabalık pistlerde dans edelim.
Yabancıların bize öğretmesine izin verelim danslarını, şarkılarını. Bir nüansı keşfedelim mutlu olalım.
Yabancılar, daha fazla yabancı kalamasın.
Ve tabi bir de sen varsın.
Hikaye de hiç yer almayan, sadece prologueda bahsi geçen..
Sen benim "Kibirli Ceviz"imsin.
Ama bunu sana hiç bir zaman söyleyemeyeceğim. Sen de hiç bilmeyeceksin.
Bir talcid atacağım ve benim içimde biteceksin.
Ama saat hep 09:09, 16:16, 17:17... olduğunda beni düşündüğüne inanacağım. Doğru olmasa bile.
Söz saatin başında oturmayacağım.
Sahtekarlık olur o zaman.
Gün olurda bir gün bunu okursan, sen de şöyle mırıldanırsın:
"Stay out of trouble,
Stay in touch
Try not to think about me too much."
Çünkü bu benim hikayem.
19.10.09
eller.yukarı.
Biz asla sex and the city kadını olamayız. Biz one night standler yaşamıyoruz barda tanıştığımız adamlarla. Yaşarsak da utanıyoruz. Hatta oldukça "namuslu"yuz.
Biz erkekleri seviyoruz. Onlar da bizi sevsin istiyoruz.
Hep bizi sevsinler istiyoruz.
Öncekilerden çok, sonrakilerden farklı.
Tek istediğimiz buyken, "ne istediğimiz"e bir türlü karar veremeyişimiz nedendir peki?
Biz erkekleri seviyoruz. Onlar da bizi sevsin istiyoruz.
Hep bizi sevsinler istiyoruz.
Öncekilerden çok, sonrakilerden farklı.
Tek istediğimiz buyken, "ne istediğimiz"e bir türlü karar veremeyişimiz nedendir peki?
26.9.09
I am dead inside.
Bir eski sevgilimin pek yakışıklı göründüğü, pek güzel bir fotoğrafına bakıp da hiç bir şey* hissetmemişsem içim çürümüş mü demektir?
Eskiden nasıldık, ne yapardık hatırlamıyorum.
Ben neden cumartesi akşamı evdeyim?
Peki benim sesime ne oldu?
Eski dostlar bardak oldu.
Eskiden nasıldık, ne yapardık hatırlamıyorum.
Ben neden cumartesi akşamı evdeyim?
Peki benim sesime ne oldu?
Eski dostlar bardak oldu.
18.9.09
I'm not in this movie. I'm not in this song.
Fail with consequence, lose with eloquence and smile.
Hayatımda bir kere olsun duygularımla hareket etmek istedim mantığımla değil de. Artık sıra bana gelmiştir diye düşündüm. Yanıldım. Dertsiz başıma dert aldım. Elime yüzüme bulaştırdım.
Zaman, mekan, kişi talihsizlikleri.
Bazı diyetler ödenemiyormuş demek ki.
Talihsizlik.
Ya da kader.
Yıllar boyunca kaygısızca savurduğum bedduaların ve terslediğim anketörlerin geri dönüşü bunlar. Karma asla mutlu olmama izin vermeyecek. Hep aynı loop içinde dönüp duracağım. Her seferinde aynı sorunsallar tetiklenecek. Her seferinde başa dönüp, tarihimin başından beri neleri yanlış yaptığımı bulmaya çalışacağım.
Önce şeker ve çikolata jelatinleri arasında uykuya dalmayı dileyeceğim.
Sonra mutsuz olmaktan sıkılacağım.
Egomun parça parça yitişini, her zaman yaptığım gibi başka hayatları ezerek ve kötü ironilere başvurarak saklayacağım.
Sonuçta umurunda değil gibi gözükürsen kimse seni üzemez. Öyle değil mi?
Başkalarının egolarının seninkinden çok konuşmasına izin verirsen biraz başın ağrır ama en azından canın yanmaz. Değil mi?
Don't leave me paralyzed.
Loop.
Ve Island Blues.
Hayatımda bir kere olsun duygularımla hareket etmek istedim mantığımla değil de. Artık sıra bana gelmiştir diye düşündüm. Yanıldım. Dertsiz başıma dert aldım. Elime yüzüme bulaştırdım.
Zaman, mekan, kişi talihsizlikleri.
Bazı diyetler ödenemiyormuş demek ki.
Talihsizlik.
Ya da kader.
Yıllar boyunca kaygısızca savurduğum bedduaların ve terslediğim anketörlerin geri dönüşü bunlar. Karma asla mutlu olmama izin vermeyecek. Hep aynı loop içinde dönüp duracağım. Her seferinde aynı sorunsallar tetiklenecek. Her seferinde başa dönüp, tarihimin başından beri neleri yanlış yaptığımı bulmaya çalışacağım.
Önce şeker ve çikolata jelatinleri arasında uykuya dalmayı dileyeceğim.
Sonra mutsuz olmaktan sıkılacağım.
Egomun parça parça yitişini, her zaman yaptığım gibi başka hayatları ezerek ve kötü ironilere başvurarak saklayacağım.
Sonuçta umurunda değil gibi gözükürsen kimse seni üzemez. Öyle değil mi?
Başkalarının egolarının seninkinden çok konuşmasına izin verirsen biraz başın ağrır ama en azından canın yanmaz. Değil mi?
Don't leave me paralyzed.
Loop.
Ve Island Blues.
17.9.09
proof in the pudding
Bir gecikmiş -halen toparlanamamış- kız kafası yazısı.*
Kız kafasının bu hali hakikaten çok tuhaf vallahi.
Bizden hayatının bir evresinde hoşlanmış adamın hep öyle kalmasını isteriz. Sanırım bunu sırf imkansız aşk şarkılarını ithaf edebileceğimiz biri bulunsun diye yapıyoruz.
Üstelik aşırı korumacı ve saldırganız da. Biz belki bir gün ona dönmek yada onunla olmak isteyebiliriz diye hep orda bıraktığımız yerde kalsın istiyoruz. Ve gün olur da yerinden kıpırdamaya kalkarsa sarsılan egomuzu saklamak için hırçınlaşabiliriz. Tehdit altında kalınca hep yaptığımız gibi tırnaklarımız çıkarmaktan ve jedi mind tricklere başvurmaktan çekinmeyiz.
Oysaki içten içe inanmaya devam ederiz, "o kaltağı" bizi sevdiği kadar sevmesine asla imkan yoktur.
Hı-hı tabi.
Git patlat bu kafayı şimdi.
Erkekler de yaparlar mı böyle?
Yoksa bize mi özgü sadece?
işimiz gücümüz yok mu bizim ya.
çok çirkin küfürler edesim var hayata. çok.
*6-7 eylül.
Kız kafasının bu hali hakikaten çok tuhaf vallahi.
Bizden hayatının bir evresinde hoşlanmış adamın hep öyle kalmasını isteriz. Sanırım bunu sırf imkansız aşk şarkılarını ithaf edebileceğimiz biri bulunsun diye yapıyoruz.
Üstelik aşırı korumacı ve saldırganız da. Biz belki bir gün ona dönmek yada onunla olmak isteyebiliriz diye hep orda bıraktığımız yerde kalsın istiyoruz. Ve gün olur da yerinden kıpırdamaya kalkarsa sarsılan egomuzu saklamak için hırçınlaşabiliriz. Tehdit altında kalınca hep yaptığımız gibi tırnaklarımız çıkarmaktan ve jedi mind tricklere başvurmaktan çekinmeyiz.
Oysaki içten içe inanmaya devam ederiz, "o kaltağı" bizi sevdiği kadar sevmesine asla imkan yoktur.
Hı-hı tabi.
Git patlat bu kafayı şimdi.
Erkekler de yaparlar mı böyle?
Yoksa bize mi özgü sadece?
işimiz gücümüz yok mu bizim ya.
çok çirkin küfürler edesim var hayata. çok.
*6-7 eylül.
15.6.09
13.5.09
paldır küldür.
yarım.
yarım.
Herşey yarım su an.
Hiç bir şey bitmiyor.
Tuhaf vallahi.
Geçen hafta (5- 12 mayıs) duygu bombardımanı bir hafta oldu benim için. Doğum günüm olmasının getirdiği doğal duygu vıcık vıcıklığının yanı sıra, bir takım beklenmedik karşılaşmalar da bahardan darbe almış bünyeme zarar verdi.
Hediyelerim beni mutlu etmekle beraber bol bol zırlattı.
Sonra birilerini üzdüğüm için zırladım.
Sonra boşverdim ama vicdanım ve "etik" değerlerim peşimi bırakmadı.
Tüm sevdiklerim, bir zamanlar sevmiş olduklarım sığdırdılar kendilerini bir haftaya. Bombardımana neden olan da bu zaten. Teker teker gelseler, çarpık gülümsemelerle atlatabilirdim kolayca. Ama... Yine de..
Hem senin gecenin köründe Taksim'de ne işin var be adam!
yarım.
Herşey yarım su an.
Hiç bir şey bitmiyor.
Tuhaf vallahi.
Geçen hafta (5- 12 mayıs) duygu bombardımanı bir hafta oldu benim için. Doğum günüm olmasının getirdiği doğal duygu vıcık vıcıklığının yanı sıra, bir takım beklenmedik karşılaşmalar da bahardan darbe almış bünyeme zarar verdi.
Hediyelerim beni mutlu etmekle beraber bol bol zırlattı.
Sonra birilerini üzdüğüm için zırladım.
Sonra boşverdim ama vicdanım ve "etik" değerlerim peşimi bırakmadı.
Tüm sevdiklerim, bir zamanlar sevmiş olduklarım sığdırdılar kendilerini bir haftaya. Bombardımana neden olan da bu zaten. Teker teker gelseler, çarpık gülümsemelerle atlatabilirdim kolayca. Ama... Yine de..
Hem senin gecenin köründe Taksim'de ne işin var be adam!
17.4.09
Etiğin çöküşü. Ve kapılar.
Elbette ki hayatıma giren tüm erkeklerin, bir yerlerde eski kız arkadaşları olacak. Ve bir zaman gelip de o kızları tanıyıp sevmem de gayet olası. O kızları daha önceden tanıyıp sevmiş olmam ise sadece bir talihsizlikten ibaret.
*Bazen otobüste giderken güzel cümleler kurarım. Sonra yazasım gelir.
Bir de tabii İstanbulun kapıları meselesi vardır ki. Tam kitlenmelik bir durumdur okuldan Eminönüne gider iken.
.Azapkapı
.Bahçekapı
.Topkapı
.Yenikapı
.Çatladıkapı
.Edirnekapı
.Kumkapı
...
*Bazen otobüste giderken güzel cümleler kurarım. Sonra yazasım gelir.
Bir de tabii İstanbulun kapıları meselesi vardır ki. Tam kitlenmelik bir durumdur okuldan Eminönüne gider iken.
.Azapkapı
.Bahçekapı
.Topkapı
.Yenikapı
.Çatladıkapı
.Edirnekapı
.Kumkapı
...
15.4.09
I'm falling in love with your favourite song
I'm gonna sing it all night long and I'm gonna dance with somebody.
*mando diao
*mando diao
10.4.09
bazı bazı
Bazen seni özlüyorum. Muhabbetini daha çok.
Bazı arkadaşlarından hala nefret ediyorum.
Bu görünmez bir entry olsun istiyorum
Bazı arkadaşlarından hala nefret ediyorum.
Bu görünmez bir entry olsun istiyorum
27.1.09
hüzün sezonu
Kabaca aralığın ortasından şubatın ortasına kadar olan süreye verilen isimdir.
Daha detaylı olarak şöyle da tanımlayabiliriz, noel veya yılbaşı dekorasyonlarının kurulmasıyla başlayıp, sevgililer gününün bitimiyle sona eren acı ve melankoli zamanı.
Yılın en korkunç dönemi. acımasız. soğuk.
Ben şahsen yılın bu zamanını yalnız geçiririm genellikle. Özellikle tercih ettiğim bir şey değil elbette.
Ama bu şubat sezonu o kadar tiksinç o kadar yapış yapıştır ki yalnız olmasam bile neşe içinde geçirdiğim bir vakit olamamıştır asla.
Ama tabiki bunu okuduğunuzda gözünüzde yaratacağım agresif yalnız kız imajının da farkındayım, değil ama işte öyle. Cidden değil.
Neysee.
Hayırlısıyla atlatalım da bu mevsimi, anlımızın akıyla, abuk sabuk işler yapmadan.
Daha detaylı olarak şöyle da tanımlayabiliriz, noel veya yılbaşı dekorasyonlarının kurulmasıyla başlayıp, sevgililer gününün bitimiyle sona eren acı ve melankoli zamanı.
Yılın en korkunç dönemi. acımasız. soğuk.
Ben şahsen yılın bu zamanını yalnız geçiririm genellikle. Özellikle tercih ettiğim bir şey değil elbette.
Ama bu şubat sezonu o kadar tiksinç o kadar yapış yapıştır ki yalnız olmasam bile neşe içinde geçirdiğim bir vakit olamamıştır asla.
Ama tabiki bunu okuduğunuzda gözünüzde yaratacağım agresif yalnız kız imajının da farkındayım, değil ama işte öyle. Cidden değil.
Neysee.
Hayırlısıyla atlatalım da bu mevsimi, anlımızın akıyla, abuk sabuk işler yapmadan.

