tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.8.10

televizyonsuz yaşayamıyorum

Şimdiye kadar televizyonda gördüğüm hiçbir şey beni Molped reklamı kadar dehşete düşürmedi, hani şu bir takım adını bilmediğim ünlü kadınların molped logosunun arkasında, dev bir ped paketinin önünde, en kuru ped molped diye cıvıldadıkları reklam.
İlk gördüğümde Sapancada bahçeye tabak çanak taşıyordum, reklamı gördüm hipnotize oldum elimdekilerle kalakaldım ta ki babam ne çok televizyon izlediğime dair iğneleyici bir yorum yapıp beni dehşet uykumdan uyandırana dek.
Bilemiyorum beni bu kadar tiksindiren tarafı ne, oysaki ben zevk olsun diye telefonla satış reklamlarını bile izlerim, içinde ceset, ameliyat vs bol bol olan geniş bir dizi yelpazesinin sıkı takipçisiyim.
Hatta disney channel bile izliyorum. Bundan daha kötü olan tek şey avşar ailesinin dayanılmaz iticiliği olsa gerek.
Ne zaman görsem kanalı ne kadar çabuk değiştireceğimi bilemiyorum, sık sık şaşkınlıktan kumandayı elimden düşürüyorum. 

ps: i have a secret crush on Nick Jonas. I'm not proud of it.

5.4.10

kadehimi kendi şerefime kaldırıyorum.

Kendimi dışlanmış hissediyorum.
Sanki bütün arkadaşlarım parkta oyun oynamaya çıkmışlar da beni çağırmamışlar gibi. Evet tam da böyle hissediyorum.

Böyle zamanlarda teknolojiden özellikle de internetten nefret ediyorum.
Shane Dawson videoları izlemiyor olsam fişini çekiveririm internetin ve aklımı tamamıyla şu anda comedymax de dönmekte olan Californication a verebilirim.

Sizce şarkı Californicationı mı bilen daha çoktur dizi Californicationı mı?

Şişşt Fringe başladı!

1.2.10

mecburiyet memuru

Tuhaf ruh halleri içindeyim. Kendime kızgınım. Çok.
Aksi, huysuz, ukala ve çekilmezim. Her zamankinden de fazla.
Elimde olsa kemerimi kendi kafa derimle süslerim.

Yeni dönem başlamak üzere ve ben yaptığım berbat ödevlerden duyduğum utançla insanların yüzüne dahi bakamayacağım mecbur olmasam.
Evet, mecbur olmasam keşke.
Ama mecbur olmasam evden bile çıkmam ben. Asosyal asosyal oturur, bütün gün televizyon izlerim. Kimseyi arayıp sormam ama kimse beni aramıyor diye de hayıflanır küfür ederim arkalarından.
Ederim, hiç utanmam.
Mecbur olmasam hiç bir şey yapmam ben, hiç. Ortalıkda dolanmam, yerimden kalkmam, patlayana ya da boğulna dek yemek yerim sürekli.
Mecbur olmasam kimseyi de sevmem, selam da vermem, gülümsemem.
Sopsoğuk bir kalbim var benim.
Beni hiç sevmeyin.

31.1.10

I totally dig Spike.


Vapirlerin dayanılmaz çekiciliği ve Spike karakterinin tuhaf varoluşunun bu çekiciliğe kattığı tat...

"People still fall for that Anne Rice routine? What a world! "

25.1.10

kürkçü.dükkanı

Şu an benim için dünya üzerinde Digiturkumuzu tamir eden adamdan daha çekici bir adam daha yok.
Hepsi yalan, tek sevdiğim sensin, televizyon.


Dışardaki kar inanılmaz. Gözlerim doluyor mutluluktan. Yanımda karlarda yuvarlanacak birinin olmayışı pek bir hüzünlendirse de beni, bugün çıkıp yine dolaşacağım tek başıma da olsa. Küçük çocukları videoya çekeceğim, aileleri pedofili olduğumdan şüphelenecek.

Her kış mütemadiyen kar yağan bir yerde yaşamak ne güzel olurdu kim bilir. Yapacağım ben bunu. Berlin ya da Reykjavik, Ottawa farketmez. Yeterki burada kalmayayım. Burada kalırsam eğer herkes ilerlerken ben yerimde sayıyormuşum gibi hissetmekten alamam kendimi. Her yıl kar olmasa da gideceğim bir yere, belki bir çok yere.
Biliyorum düpedüz saçmalık. Ama fiziksel olarak gitmezsem eğer, şu hayatta bir arpa boyu bile ilerleyememişim gibi gelecek. Çünkü olduğum yere ait hissedemedim kendimi, küçüklüğümden beri başka bir yerde daha mutlu olabilirmişim hissi gitmedi içimden bir türlü.

Her kız çocuğunun böyle midir bilemiyorum hayalleri, benim arkadaşlarımın çoğu başka şehirleri düşlüyor gelecek konusu açılınca, ben de aynı onlar gibi başka şehirler düşlüyorum gözlerimi kapatıp, ama neresi bilemiyorum, bazen Berlin, bazen Prag, bazen NY. Ama önemli olan şehir değil, ait hissetmek kendini, "oh be evimdeyim" demek.
Kimileri diyor ki kendi vatanından başka yerde hep garip olurmuşsun, hep yabancı olurmuşsun, kimse de unutmana izin vermezmiş. Ama benim umrumda değil, lokal olmak istemiyorum ki ben, "onlar"dan olmak istemiyorum. Sadece zamanın birinde, bir yerde "tam" olduğumu hissetmek istiyorum. Bu hissiyat, bugün kapımızın önünde karlarla oynarken de gelebilir. O zaman arayışım son bulur belki. O zaman gerek kalmaz gitmeme uzaklara, ama gitmekten korkmuyorum, yabancı olmaktan da.
Özlemini duyduğum şey uzaklardaki sevdiklerim olursa, bununla yaşayabilirim ama özlenini duyduğum, sahip olamadığım hayatım olursa, hiç bir zaman "tam" olabileceğimi sanmıyorum.

Belki ben hayalperest, şapşal bir çocuktan başka bir şey değilimdir. Belki dönüp dolaşıp geleceğim yer yine burasıdır.
Belki.
Denemeden bilemeyiz.

I'll find mine. You'll find yours. Whoever, whatever we need, it'll be there.