mumuuu fac. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mumuuu fac. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.5.09

i baked you a cake



Heppi börtlek beybi :)

Seni çok seviyorum.

Bu kek tutan zibidi benim. Elbetteki sen pek çok güzelsin :)

28.4.09

Göçebe.Kız.

Bizim hayallerimiz kocamandı. En azından benim seni ve beni içeren hayallerim.
Türkiyede eli kolu bağlı kalmak değildi hiç bir zaman. Çocuk bakmak, koca yolu beklemek ise hiç değildi. Mükemmel aşklar, tutkular, ülkeler, kıtalar, filmler, yoncalar var bizim için. Yerleşik hayatlar yok. Doyumsuzluklar ve hazlar lazım.
Evrensel olmamız lazım. Bunu hakediyoruz.
Sen hakediyorsun.
Hiç de korkmuyorum. Ayrılırız diye. Yollar bize koymaz. Çünkü hayallerimiz bizi en baştan ayırdı ülkelerle. En baştan, taa 15 yaşındayken biliyorduk böyle olacağını. Ama hep kıyısından köşesinden girdik kadraja. (Romada bir kafede vs).
Şu an bizi engelleyen tek şey telefon faturaları:)
Bu yüzden korkmuyorum seni kaybetmekten.
Gözden uzak olan gönülden de ırak olur lafı sevgililer için söylenmiş. Ruh ikizleri için değil. Sen benim leb demeden leblebimsin. Minik kuzumsun. Yanımda olmasan da yanımda olacağını biliyorum. Benim de olacağımı biliyorsun. Bildiğini biliyorum.
Benim için endişelenme.
Seni seviyorum.

Küçük Maymunuma.

O diil de Prag da sokakta karşılaştığım insan Ayda'dır. Ne garip.

10.4.09

sert basan tuşlar

Beklemek. Özlemek.
Sanki onunla paylaşmayınca hiçbir şey yaşamıyormuşum gibi geliyor.
Bir yanım orda çok mutlu olsun istiyor, bir yanım beni özlesin, unutmasın istiyor. Bencillik işte.

Havaların güzelleşmesine verdiğim aşırı neşeli tepki bitmeyen kışlarımla yüzleşmemin extrem bir yolu sanırım. Şu tuhaf hissiyatı atamadım bir türlü içimden. Olmak istediğim yerde hissedemedim hiç. Kimse de suçlanamaz ki bunun için. Mecbur kendime batırmalıyım ama henüz hazır değilim çuvaldızla yüzleşmeye. Merhaba merhaba o kadar.

Hiç bir zaman "tam" hissetmez mi insan kendini? Bütün? O zaman ölür mü mutluluktan?

Asla dengelenmeyen bir terazi. Devam etmeyi istemek için mutlaka bir taraf hafif gelmeli ki bile bile yorabilesin kendini, aptal gibi.

19.11.08

Before You Go

I'm so emo! Yes I am!

....
Fit in this auto
You go have a good time
Bring back stories
Cause I will stay behind...

Death Cab for Cutie- Two Cars



26.8.08

no toys for girls and boys





we were between two beds at the attic with our favorite carpet.

Esin ve Ben

6.8.08

Thanks for the lovely photos..

Yukarıdaki blog fotoğrafı* Cansu Taştan hanım tarafından çekilmiştir. Arkadaşım diye demiyorum Cansu şahane bir fotoğrafcıdır.
Ben fotoğrafta filmimizin cut-out bölümleri için kağıt kesmekteyim yanılmıyorsam. Önümde ise deneysel çalışmamızda kullandığımız 35liklerden arta kalanlar.
Zlin güzel bir deneyimdi.

*Artık altta görmekte olduğunuz fotoğraf.

15.6.08

Şimdi neredeler. Eski Holivud yıldızlarıyla yeniden..


Bu fotoğraf 17 ocakta çekilmiş. Ancak Esin yine haşin comentlerde bulununca, Cansunun dediğine göre hepimizin genel halini sergileyen olaylara verdiğimiz ilk tepkileri gösteren bu şahane parçayı sizle paylaşmak istedim.
Söyle oluyor:
Esin- Senin ağzını burnunu bacağını kırarım. Teyk diz heytırz!

Cansu- Bilemiyorum önce bir düşünmeliyim. Kararsızım..

Merve- Ne dediğim o kadar da önemli diil her şekilde seksiyim

Bundan yola çıkarak benim her daim şuursuz bir insan olduum izlenimine kapılabilirsiniz ancak ben aslında ben bu bu üçlünün hayal yıkıcı, can sıkıcı mantığının sesiyim. Nihahohoho

Esin de eskisi kadar çok bacak kırmıyor. Artık daha sipiritüel takılıyor. İşinde gücünde

Cansunun arada kararsız kaldığı oluyor. Ama işte mutlu son zamanlarda onun için pek dert olmuyor.

Bu fotoyu hepimiz ayrı çirkin çıkmış olmamıza rağmen- normalde melek gibi kızlarız elbette ki- çok seviyorum. Makinayı ayarlıyıp sonra koşup pozisyon almak ve bir yandan da kamerayı Pisiden korumak .... Pek heycanlı bir deneyimdi doğrusu.

9.6.08

nothing feels like home

Mutlu, yorgun.
Evde olmak gibisi yok. Aile gibi arkadaşlar.

"We are family. I got all my sisters with me"

Konuşamamıştık uzun zamandır doğru düzgün. Hepimiz yoğunduk, yorulduk. Konuştuk. Ama çoğunlukla konuşmadan oturduk. Bazen gerek de kalmadı zaten hepimizin cümle kurmasına. Bir ağızdan çıkanlara eşlik eden kafa sallamalar da yetti. aynı şeyi demeye çalışıyorduk zaten.
"Şimdi diyelimki, Merve, benim Barışım, Cansu da Aras olsun, sonra Murtaza gelip sana diyo ki..."

*Jack&coke.

Dans ettik. Salonun artasında aptal aptal. henüz etrafta kimsenin olmamasını fırsat bilerek.

"We are family. Get up everybody and sing"

Size güvebebileceğimi biliyorum.
Tek size güvenebileceğimi biliyorum.

Hep taşıdığım doğum lekesi gibi bir şey

Ama evdeyken garip bir şey oldu. Tuhaf bir tavşan deliğinden kayıp içeri, tamamiyle unuttuğum bir anıya çıktım. Unutulamayacak kadar garip olmasına rağmen silivermiş beynim.

Sevindim buna.

*You smell like melon.

Tüm o şahane karakterler ve filmler... Mr Darcyler
En azından ben de yaratabileceğim Bickford gibilerini, mükemmel müzikleri olan şahane sahneler. Sahip olmak istediğim, hayalini kurduğum her şeyin hikayelrini çekeceğim. Sonra 3 tane zibidi hatun iç çekerek izleyerek hayal kuracak, benim gibi.

Reality sucks da diyemiyorum. Değil çünkü. Ama işte hep o filmler yüzünden aşılandı bu büyük beklentiler bünyeme.

*Bickford Shmeckler ın cool fikirleri
*Ugly Betty için çekişen erkekler.

Ugly Betty'nin bile sürpizlere, romantik jestlere ve çeşitli sevimliliklere maruz kaldığını gördükten sonra nasıl düşünmeden durabilirim reality saks diye. Oysaki en güzeli gerçektir, gerçek seni özgür kılar falan filan. Yanlış bir şeyler yapan biz miyiz? Yanlış tercihler mi yapıyoruz? Yoksa ne yaparsak yapalım "real life is like buf!" olarak mı kalacak.

*Kendimi güvende hissettiğim zaman, hiç haraket etmeden durmalı mıyım belki yanlış bir adım atarım da kaybederim diye güvenli noktamı?

Sonuç olarak sizi seviyorum

22.3.08

Şarkılardan anlam çıkarmaca- Musical moronculuk

Bir şarkının iyi ve ya kötü olması hiç bir zaman çok şey ifade etmedi bana(Manken bozması sarkıcıların ve türevlerinin şarkılarını şarkıdan saymadığım göz önünde bulundurulmalı). Benim için asıl önemli olan hikayeleriydi...Şarkıların hikayeleri iç içe geçer beynimde, benim uydurduklarımdan başka da hikayeleri vardır şarkıların, söyleyenin, yazanın.. Ve şarkıların kokuları vardır ve hikayelerin şarkıları vardır, bir sokaktan aşağıya yürümenin başka, o sokaktan yanında o insanla o mevsimde yürümenin başka, Baho'da oturmanın bambaşka bir şarkısı vardır. Ve sahildeki Atatürk heykelinin mermerlerinden kayarken "Wonderwall" söylenir. Ne yazık ki bu şarkılar genelde İngilizcedir. Snopluk yaptığımdan değil, Türkçe müzik dinleme alışkanlığım pek olmadigindan.

"Bu şehirde bir kadın var / Adı bana özel." Hayatımın küçük dramalarının bir numaralı şarkısıdır Cem Adrian'ın Bana Özel şarkısı. Yıllar önce ben bu şehri, bu ülkeyi bir mevsimliğine terk ettiğimde bu şarkıyı dinledim hep. Ve birilerinin "bu" şehirdeki özel kadını olmayı diledim

Teoman'a karşı özel bir ilgim yoktur. hatta bir çok şarkısını alamsız bulurum ama gönülçelen albümünün hayatımda farklı bir yeri vardır. Belki Gönülçelen (Çavdar Tarlasında Çocuklar) kitabını çok sevdiğim için -hatta "Evet, Salinger en sevdiğim yazar" dediğim ve arada durup Seymor Glass neden kendini öldürdü diye düşündüğüm için- (teşekkürler bu arada) olabilir ya da ordan burdan arak melodiler üzerine muhtemelen kafası iyiyken yazılmış sözlerden ara ara seçtiğim metaforlar için yahut da albüm bana bebeklik arkadaşımın hediyesi olduğu içindir. Kim bilir.

"Kırıklarını aldırdım kalbimin." Kalbinin kırıklarını aldırmak. ne kadar güzel bir benzetme! Ve sık sık gerçek olmasını dilediğim şey. Girip berbere, yumuşak deri koltukta bir tur döndükten sonra kalbimi çıkarıp şöyle demek istiyorum "Ahmetciğim uçlarından alalım ama geçen seferki gibi çok kısaltma sakın." Nitekim kırıklarınından tamamen kurtulmayı asla istemem, o zaman genç olmanın ne anlamı kalır. (Bunları düşünürken kulaklarımda Mr. Bennet'ın Elizabeth'e söylediği şu sözler çınlar: " Evet, senin de yaşın geldi artık gidip kalbini kırdırabilirsin.")

Ben bir müzikal karakteriyim. Hayatımın bir arka fon müziği var, hiç susmaz. Hep kafamda çalar.
Veganın solistinin sesi çoğu insana rahatsız edici gelse de kafamda çalması beni asla rahatsız etmemiştir mesela. Taa "Hadi baylar/ Tırmalayalım mı her yeri/ yoksa atalım mı bir adım geri/ tamam tamam sustum" zamanlarından beri severim onları. Ama Vega "alışamadım yokluğuna" ile kalbimi fetheder. Hatunun tuhaf sesiyle söylediği şarkı, serin bir eylül akşamı kalabalık ve gürültülü bir yerde- RocknCoke- eski sevgiliye mırıldanılır. Ve her şeyin eskisi gibi çok güzel olucağına dair çocukça bir inançla yeniden başlanır. Tahmin edilebileceği gibi hikaye mutlu bitmez. Ve kahramanımız yeniden beyaz atlı prensini aramaya koyulur. ( İşte bu sırada uzaklarda birileri şu şarkıyı mırıldanır "I'm sick of seeing you cry/ And wasting all your time/ On someone who will never care enough/ To make you feel loved/ To make you feel safe/ I would drop my life to take his place/ So carry me around/ Like a picture in your purse/ Pull me out when things are at their worst/ Who we ever met/ And who we ever missed/ Each one had a role in this." Techromance- Her Space Holiday)

Bir zaman sonra Vega, Tatlı Sert albümüyle yeniden çıkar karşıma. Tam da ben yeniden uzak diyarlara doğru yollara düşmeden önce. Ve der ki: Beyaz mendil falan sallamazsam/ n'olur üzülme/ beni düşünme/ beni bir daha asla düşünme. Tamam dünyanın en anlamlı şarkı sözleri değil, olmasıda gerekmiyor zaten. Hani derler ya "cuk oturdu". Ve verandada oturken -ne dediğini anlamayan insanların memleketinde- bağıra bağıra yine Vega söylenir. "Raks ederken balkonumda/ Yine uçmak var aklımda/ Gülüyorum/ Arkamda kaldı yaptıklarım." Duruma daha uygun başka bir şarkı daha bilmiyorum, varsa da ben bilmiyorum.

Ben şarkıları arkadaşlarım gibi severim ya da çikolatayı, armutu sevdiğim gibi. Eğer bir parça bile ben varsa yada benim ağzımdan da çıkabilecek bir cümle geçiyorsa içinde koşulsuz severim onları, kimini çok dinlersem sıkılırm kimini ne kadar dinlesem de yetmez. Ben şarkılarımı özlerim. Gecenin bir vakti uyarım canım bir şarkı çeker deli gibi, dinlemeden uyuyamam. En güzel şarkılar aşk şarkılarındır bence, onlardan herkes kendine bir pay çıkarabilir, herkes birilerini sevmiş, terk edilmiş, aşık olmuştur (olmayana ayrıca üzülürüm zaten). Politik içerikli şarkıları hiç sevmem ya da toplumsal konulardan söz edenleri.

Hayatta iyi yapabildiğimi iddia edebileceğim sadece üç şey vardır: çadır kurmak, televizyon izlemek, müzik dinlemek. Özellikle de sonuncusuna her zaman hak ettiği özeni gösteridiğimi, hatta kendimi "musical moron" olarak tanımyabileceğimi söyleyebilirim hiç çekinmeden.-ama ustaların karşısında saygıyla eğilirim :D-

Bu bir TK150 ödevidir.

1.3.08

welcome to our world

"Our wold is an English village." she said.
Just like ours.
Don't you think so honey?

27.2.08

3+2+1+2+4=12

Bir film 3 kere üst üste izlenebiliyorsa ve böylece toplam izlenme sayısı 12 olmuşsa bu filmin inanılmaz bir senaryoya şahane görüntülere sahip olması falan beklenir, özelliklede bunu yapan sinema tv öğrencisiyse. Ancak hayır, kanımca bu film tüm bunlara sahiptir ama duymak isteyeceğiniz coolluğa sahip değildir, hatta ve hatta "hah! chick flick!" deyip kestirip atmanızda muhtemeldir. Utanmam gerektiğini düşünebilirsiniz nitekim "romantik filmleri sevmek eşittir duygusal ağlak kız" gibi bir genel yargı vardır ki zamane alterno taksim kadıköy vs kızları bu etiketten hoşlanmazlar pek. Nedense! Oysaki bilselerki uncool is the new cool...

Ama ben kabullenerek ağlak zırlak bir hatun kişimi olduğumu, göğsümü gere gere haykırıyorum, ben chick flicklere bayılıyorum!! -ki bu aslında "siz beni ezemeden ben kendimi ezerim hahayt!" taktiğidir, ayrıca "düştüğümde ilk ben gülerim kendime hey! özgüvenim tam!" demekle kardeştir-

Aralıksız izleyebilirim, bazı sahneleri tekrara alıp izleyebilirim, annemle, Esinle, Cansuyla ya da tek başıma izleyebilirim. Aynı anda ağlayabilir, gülebilir ve Mr. Darcy diye inleyebilirm.. Evet yapabilirim. Yaptım ve yine yapmalıyım. Hemen şu anda gidip Aşk ve Gurur izlemeliyim. Ve bir sigara yakmalıyım üstüne..

1.2.08

build me up buttercup

saat nerdeyse 9 olmuştu. atılan her adımda birinin adı çıkıyordu ağızdan..tarihler, renkler, mevsimler...kadıköyün tüm sokakları onlarla doluydu. hepsini ufak bir tebessümle andılar..çünkü elden gelen başka bir şey yoktu.
sigaradan bir kaç kesik nefes alıp, soğuk akşamı içlerine çektiler...çünkü gece kokusu gibisi yoktu...