31.1.09

see you later alligator.

in a while crocodile.


ben bir robotum. ve bu iyi bir şey. sanırım.

Lazer yapan hatun benim bir android olduğumu düşünüyor. Normalde insanların çığlık attığı yerler de bile sesimi çıkarmıyormuşum. Acı eşiğim çok yüksekmiş. O kadar ki bir ara nerdeyse uyuyakalacaktım. Zaten bunun üstüne makinanın çalıştığından emin olamadı kabloları kontrol etti. Sonra "madem öyle al bakalım" gazıyla yükselttikçe yükseltti. Sonra gelen diğer bir hatuna" 110 da yapıyoruz hala sesi çıkmıyor" dedi. Diğeri, bana dönüp "aferim ablacım sana" dedi. ("ablacım" dedi iiiğuv)

Sonlara doğru, vücut direncim düştükçe ve o kemiğin üstüne geldiğinde ve ben istemsizce ses çıkardığımda- "ah" dan çok tıslamamsı bir sesti bu- zafer kazanmış komutan edasıyla gülümsedi. O sırada kadının gözlerinde tuhaf sadist bir kıvılcım gördüğümü itiraf etmeliyim.
Garip.

Ayrıca benim canım pek tatlıdır sanırdım. Değilmiş meğerse. Deneme fırsatım olmamış sadece. Anneme benzediğim bir konu daha. Tek fark o çok cesurdur. Fiziksel zorluklardan korkmaz. Ben... hmmm.. ben pek öyle değilimdir.

27.1.09

hüzün sezonu

Kabaca aralığın ortasından şubatın ortasına kadar olan süreye verilen isimdir.
Daha detaylı olarak şöyle da tanımlayabiliriz, noel veya yılbaşı dekorasyonlarının kurulmasıyla başlayıp, sevgililer gününün bitimiyle sona eren acı ve melankoli zamanı.
Yılın en korkunç dönemi. acımasız. soğuk.
Ben şahsen yılın bu zamanını yalnız geçiririm genellikle. Özellikle tercih ettiğim bir şey değil elbette.
Ama bu şubat sezonu o kadar tiksinç o kadar yapış yapıştır ki yalnız olmasam bile neşe içinde geçirdiğim bir vakit olamamıştır asla.
Ama tabiki bunu okuduğunuzda gözünüzde yaratacağım agresif yalnız kız imajının da farkındayım, değil ama işte öyle. Cidden değil.
Neysee.
Hayırlısıyla atlatalım da bu mevsimi, anlımızın akıyla, abuk sabuk işler yapmadan.

25.1.09

pazar sabahı. gri.

Sabah uyandım. Pijama altımın yerine kot geçirip sokağa attım kendimi, ekmek gazete ve sigara almak için. Bu arada da sadık ipodumu yanıma ihmal etmedim ki kendisi de bir kez daha ne kadar vefalı olduğunu bana kanıtladı.
öyle bir shuffle dı ki tam güpgüzel bir pazar sabahı hüznü için gerekli olan şeydi. önce sunny road (emiliana torrini) sonra it's only me (elvis perkins), i will follow you into the dark (death cab) ve glory box (portishead) ve en son olarak da henney buggy band (sufjan stevens).
sonra da eve geldim zaten.
neyse.
bu da böyle bir gün işte.