16.7.10

I hardly look like a hero at all

Beynimin tarlalarında at üstünde dört nala dolaşabilsen ne mutlu bir insan olurdun kimbilir. Çünkü o zaman ne hissettiğimi ellerime, ağzıma dolanmadan önce görebilirdin. Hiç konuşmazdım. Ama susmam da gerekmezdi, ki bilirsin ikisinin arasını hiç bulamam.

En kötü cinstenim ben, savaşmayı bilmeyen, kendini akıllı sanan aptalım.
Modern Don Quixote olmak bir yana, ancak uzaktan gözlerini kısıp kenarından bakarsan bir roman kahramanına benzeyebilirim. 
Ama o kadar da önemli değil, çünkü bir an gelip yeterince güzel, seksi, akıllı olmamanın önemi kalmadığında benim de mutlu olma zamanım gelicek.
O zaman kendimle ilgili kamburuma yerleştirdiğim her şeyi atıp üzerimden, kendimi her şeyimle seveceğim, sadece tuhaf mizah anlayışım için değil. O zaman bir Amerikan bağımsız yapımı olmayı hakedeceğim.

Yeterince bekledim. Mutlu olmayı bir adama bağladım, belki de varolmayan bir adama. Ve uzun zamandır yalnızım.
Seni beklemedim. Ama birini, bir şeyi bekledim. Belki gerçekten istemedim hayatıma birinin girmesini, belki hazır değildim, belki istedim de beceremedim, elime yüzüme bulaştırdım. Ne olursa olsun sebebi, artık sıradan ile yetinemeyecek bir yere geldim.
Hayır, yalnış anlaşılmasın, hayatımın aşkını aramıyorum, sadece bana bir şeyler ekleyecek birini istiyorum, zihnimi açıcak birini. Asla süs bebeği gibi gezdirilmek ya da tik taklamaya başlayan biolojik saatimi yanımdaki "iri çocukla" susturmaya çalışmak istemiyorum. Sadece... sadece farklı olsun istiyorum. Tek isteğim bu.
Aramıyorum da kimseyi. Çünkü böyle şeyler aranarak bulunamaz. Olmazsa da olmaz ne yapalım, kimse yalnızlıktan ölmüyor. Ben oyalanacak bir şeyler bulurum.

Ama bir gün bir roman ya da film olacaksam Pride and Prejudice olacağına, Nick and Norah's Infinite Playlist olsun. 
Bazı şeyleri kabullenmiş olabilirim ama şarkılar hala yumuşak karnım... Tarlalarım belki sarı ama asla kurak değil..

Goodbye High Fidelity

3 yorum:

Eylül Köksümer dedi ki...

yazını okudum. sonra bir daha okudum. bir gün geçti üstünden, sıradan şeyler yaptım. sonra geldim okudum. sıradan bir ilişkinin, evin, hayatın huzur verdiği, gülümsettiği insanlar var. bense hep abuk subuk olayların, arızaların, densizliklerin hayalini kuruyorum. kendi çapımda yaratmaya çalışıyorum da bunları, ama hep sıradan bir duvara çarpıp, dümdüz oluyorlar.

sıradan birgünün sonunda çok sevdiğim bir filmi izlerken öyle öfkelendim ki, üstüne bir de yazın.. tarlaların hala sarı olması, beklemek, solmak, kurumamak.. bilmiyorum merve ya, dilerim mutlu edilirsin. mutlu edilmek çok güzel birşey olmalı.

ve ben yine gelip sayfana döküldüm, kendiminkine gideyim ufaktan.

benimle oynar mısın? dedi ki...

bişiler yazmak istedim, beylik laflar edesim geldi ama yapamıyorum.
sadece seni bi nebze olsun gülümsetebilecek bi çirkinlik geldi aklıma :)
sertab'ın "koparılan çiçekler" adlı parçasını dinle ;)

melve dedi ki...

hepinize mutlu günler dilerim.

ikinize de yazacak cevap bulamadım- nesıl oldu bilemedim, çenem durmaz genelde oysaki-
ama bir şey de yazmak istedim okuduğumu bilin diye.
budur.

ps: saol ceren ya (: