17.6.10

i'm waiting for my song

Yaz resmen başladı. Notlar açıklandı, bir kaç gün sonra Bozcaadaya gidiyorum.
Kafaya takıcak pek bir şey kalmadı. İstanbuldan uzakta uyanmayı özledim. Burdan uzakta olmayı gerçekten çok özledim.

Son 6 saat içinde en az 6 kere "Hard day's Pete" bölümünü izledim Pete ve Pete in.
Ve anladım ki belki de aradığım şey aradığım yerde değildir. Daha fazlasını yapamayacağım. O beni bulur elbet, o zamana kadar şarkılarla idare ederiz. Bulmazsa da ne yapalım, kader..

7.6.10

heart skipped a beat

Önce üzülüyorsun. Çok üzülüyorsun. Konuşamıyorsun. Konuşsan da diyecek bir şey bulamıyorsun.
Sonra çaresizlik geliyor. Sıkışıyorsun, göğsüne bir fil rahatça yerleşmiş gibi.
Ve ardından öfke.. Miden yanıyor, dişlerin sıkılıyor. Hırpalamak, acıtmak, bağırmak isteği önüne geçilemez bir hal alıyor. Kafanda olası diyaloglar hazırlıyorsun, tekrarlıyorsun kendi kendine.
Sonra bir anda fark ediyorsun, ne yaparsan yap, ne kadar cümle kurarsan kur, değişmeyecek.
Ve sakinleşip sessizce ağlıyorsun.

İşte pişmanlık böyle bir şey.

This is a quicksand.

6.6.10

writer's block.

Hiç bir şey yapamıyorum. Okuyamıyorum, yazamıyorum, çizemiyorum. Kurulu fırın saati gibi uyanıyorum her saat başı. Gökyüzünün aydınlandığını gördükten sonra pes ediyorum. Siktir et, henüz herkes uyuyorken bir sigara içeyim diyorum.

Ah Merve işte hep bu negatif tavırların yüzünden kaybediyorsun. Gülümse sunshine!

Kimseye kızmıyorum, kendime de kızmıyorum hiçbir şey için. Her şey olacağına varır. Böyle olması gerekiyormuş. Anlatsan anlatılmaz, satsan satılmaz. Paylaşmak bir işe yaramaz. Toplasan on cümleyi bulamaz.

Bununla yaşanır mı? Yaşanır.
Peki istiyor muyum? Hayır.


itunesumun da mutsuz.



5.6.10

that's how people grow up.

Uzak bir yerlere gitmek istiyorum telefonun, internetin ya da tanıdıkların olmadığı. Kısadan uzun, uzundan kısa bir zaman orada kalmak, tek başıma sergi müze gezmek, sokakta oturmak, bol bol ağlamak istiyorum. Ve yeterince arındıktan sonra olana yada olamayana takılmadan, sadece o spesifik anda orada olmaktan mutlu olmak istiyorum, geleceği kurmadan, geçmişi kurcalamadan..

Ama unuttuğum kadar unutulmaktan, geri döndüğümde geride kimsenin kalmamış olmasından korkuyorum.

Ne de olsa buradayken bile uzağım.

Bu kadar depresif olduğum için kendime biraz mesafeli yaklaşmaya başladım. Ama yapacak bir şey yok.
Kaburgalarım ciğerlerime nahoş bir baskı yapıyor. Geceleri uyumayı unuttum.
Mutsuzum. Lanet bir burjuva en çok ne kadar mutsuz olabilirse o kadar mutsuzum. Yediklerim midemde zıplarken, yemediklerim arkamdan kovalıyormuşcasına mutsuzum.
Evde daha da mutsuzum. Evde mutsuzum. Çok mutsuzum. Ama gidecek başaka yerim yok. Bunun için de ayrı bir mutsuzum.

Bugün "Çay Rusçada da ras ras" diye bir cümle kurdum, "çay Rusçada da çay" dediğime inanarak. O derece tuhaf kafalardayım.