21.2.10

torrent partisi

Okuldan iyiden iyiye soğumaya başladığımı itiraf etmem gerekiyor. Beni heycanladıran pek ders kalmadı. Zaten alıcak pek ders de kalmadı. İnsanlar bir çabayla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar bu konuda imzalar falan ama ben pek bir sonuç alınabileceğini sanmıyorum ama çocukların hevesini kırmamak lazım, hele de dertsiz neslimize bir şeyleri protesto etme şansı doğmuşken...
Starbucks kahvesini yudumlarken, "derslere girmeyelim, sınavları yapmayalım" protesto edelim deyip, ertesi gün poposuna baka baka derse gelip paşa paşa sınavına giren, "ideoloji" karşıtı küçük anarşistlerin kişisel saldırılarından her ne kadar çok hoşlansam da, bu aralar tek isteğim okuldan bir an önce defolup gitmek. Sonsuza dek öğrenci kalıp, okulda kalıp akademisyen olmayı dilesem de, bu okulda bunu yapmak istediğimden hiç mi hiç emin değilim.
Yani, senior project sunumları sırasında " Görüntü yönetmeni dediğin nedir ki? Recorda basan insan!" gibi talihsiz açıklamalar yapan hocaların olduğu bir yerin sinema öğrencisi için en uygun ortam olduğundan pek emin değilim doğrusu, hele de görüntü yönetmenliğine ilgi duyma cürretini gösteren bir öğrenci için.
Yalnız bu tip talihsiz açıklamalarla kalsa yine kabullenilebilir ama binbir tane bok var, final jürilerine bitmemiş iş getiren ciddiyetsiz öğrenciler, "ukalalık" yapıp film festivaline giden sinema öğrencisine C veren hocalar...
Öğrenciler desen onlarında çoğu beş para etmez. Ben beş kuruş dahi ettiğimden dolayı söylemiyorum elbette bunu, sınıf arkadaşlarımı, gelecek meslektaşlarımı da kötülemek istemem ama hepimiz biliyoruz ki doğru bu. Tabi ki o insanların okurken ne yaptıkları yada mezun olduktan sonra ne yapacakları zerre kadar umurumda değil. Hem belli de olmaz kimisi çok çok başarılı olur , ben de kanepemde tv izlerken yastıkları kemiririm kıskançlıktan. Ne de olsa bozuk saat bile günde 2 kere doğruyu gösteririr. Her şeyden önce şans işi bunlar. Ama şu ana bakarsak iki elin parmaklarını bile zor buluyor gelecek vaadedenler (ki ne yazıkki dahil değilim onlara), elbetteki bu da engin bir motivasyon sağlayamıyor. Hatta kimi zaman neye güvendiklerini bir türlü anlayamadığım şuursuz çoğunluğun varlığı bile beni irite etmeye yetiyor.
"Sex and the City"den esinlenen giyimleri ve pis saçlarıyla ortalıkta salınan hatunlar, uygunsuz ilişkileriyle anılan Erasmus Bunnyler, param var film çekerim insanları, VCD groupieleri, kendilerini müşteri olarak gören öğrenciler ve "Müşteri değil, öğrenciyiz" sloganları atan gençler..

Aslında ince ince, uzun uzun yazacaktım ama gider ayak külahları değişmek istemedim kimseyle. Belli olmaz tesadüfen okur birileri sonra mazallah ne yaparım! Daha önümüzde senior var şu var bu var.. Her koyun kendi bacağından asılır, en çok bunu öğrendim hayattan.

Bir de gönül istedi ki bir blog açayım anonim, orda yazayım ama sosyal çevrem maximum 20 kişi olduğundan 4 postta biterdi işimiz. Zaten hem ben Perez Hilton olmadığım gibi okulumuz da pek hollywood sayılmaz. Ayrıca da who cares?
Nice to meet ya! Never wanna see ya!

2 yorum:

room124 dedi ki...

bu okul daha da kendine gelemez
bi bok çukurundan ötekine doğru uza bu mevzu bitse de gitsek

melve dedi ki...

yazık
ama başka seçeneğimde yoktu aslında sinema okuycaksan bilgiye git diyordu bir takım azına sıçtığımın bilir kişileri
neyse
az kaldı
bitse de gitsek hakkaten