3.1.10

come out come out whereever you are. not.

Bu yılın ilk yazısı. Aman ne önemli.
Öncelikle,
Luck is a gift, but rarely only a random thing.
It's not enough to sit down and wait for a phone to ring.
O kadar çok şey yazmak istiyorum ki. Ama yazmayacağım çünkü üstü kapalı, manasız, gereksiz olacak.
Onun için ne yapıp ne ettiğimden bahsedeceğim çok umrunuzdaymışcasına. Sizi bilmem ama bana iyi gelecek.
Bu sene bir tek hediye aldım. Annemden. Her zaman ki gibi başucumdaydı uyandığımda. Doğum günü sabahlarımda babamın küçük tuhaf müzik aletiyle happy birtday çalarak uyandırdığı sabahlar geldi aklıma. Önce açmak istemedim. Görüp göreceğim tek hediye olduğunu bildiğimden, hazzı geciktirmek için içeri gittim günaydınlarımı sundum sonra dayanamadım. Kırmızı paketi güzel güzel açtım hiç bozmadan. İçinden Trivial Pursuit çıktı. İyi bir dinleyici olan Lale'nin gereksiz bilgi oburu kızına mükemmel hediyesi.
Sonra onlar gitti ben de attım kendimi sokaklara.
Yılbaşını sevmiyorum ben. Çok zoraki. Çok mutsuz.
Sonra bişiler bişiler..eve geldim. Facebooka baktım insanların profil resimlerime bir de benim resimlerime. "Çok yalnızım be atam" dedim kendi kendime çünkü 31 fotoğrafın 29unda yalnızdım. Öyleyim de. Yeni yıl bokuna kimlerle girdiğime baksana. Üzülmedim. Yalnızsam yalnızım işte. Kim üzmedi ki seni. Siktir et.
Sonra güneş doğmadan uyumaya karar verdim ama çok rüzgar vardı korktum annemlerim yatağını işgal ettim kediyi kenara itekleyip.
O zamandan beri kaç gün geçti emin değilim. Ne yaptığımı da hatırlamıyorum zaten. Ama sigarayı bıraktım onu biliyorum. Taaki canım çok isteyene kadar.
Elveda güzel aksesuarım.
Hııım.. Hmmm. Bu gün evet bugün. Avatarı izledik bugün bir Alman arkadaş ile.
Görüntülerin etkileyici olduğunun aksini söyleyemeyeceğim, ben de mavi olup orda yaşamak istedim börtü böceğin arasında ama yine de başka bir gezegende geçen Pocahontas hikayesi olmadığını da söyleyemeyeceğim ne yazık ki.
Ama güzel. Ağlattı beni ama bilen bilir beni ağlatmak aslında hiç de zor değildir.

Ruh gibiyim yine. Yine. Böyle kalacağım. Böylece aptalca şeyler yapmayacağım.
Elbetteki yapacağım ama belki daha az umursayacağım.
I'll be the one to break my heart I'll be the one to hold the gun...diyerek danslar etsemde, Hands up baby'nin sözlerini yazmak istiyorum ellerime.
Loopta dönüp dururken asansöre binip durmadan bir aşağı bir yukarı inip çıkıp, hüngür hüngür ağlamak istiyorum.
It breaks my heart that I can't wish you well...

Beni bu şarkılar mahvetti.
Ah Orhan Veli ne güzel komşumuzdun sen.

2 yorum:

benimle oynar mısın? dedi ki...

ruh gibi olmaktan, ruh gibi olmandan, ve bi çok şeyden sıkıldım. yorgunluk mu acaba diycem ama..

bugün krizlere girdim karın ağrısından, sağlık ocağına gidip popomdan bi iğne yedikten sonra saatlerce bebek gibi uyudum.

sonra dedim ki bu iğnelerden depo mu yapsak, arasıra birbirimizin poposuna şırıngalasak? hayat daha kolay olmaz mı, unutarak ve uyuyarak?

seni seviyorum <3

melve dedi ki...

umarım iyisndir şimdi kuzum.

ben bir süre uzaklaşmanın iyi geleceği kanısındayım.
tabi iğneleri de alarak yanımıza.

<3