22.12.09

tannen.baum.

Eskiden bu zamanlarda rengarenk olurdu bizim evin içi.
Süslerimizi asardık.
Yılbaşı ağacımızı kurardık.
İlk hatırladıklarım gerçek çam ağacıydı. Sonradan plastik kurmaya başladık.
O gerçek çamı babamın Almanyadan getirdiği süslerle kaplardık. Sonra ışıklarını yakardık. Saatlerce oturur onu izlerdim.
Bilmiyordum o zamanlar ecnebi adeti olduğunu bunların. Ne bilsin çocuk. Her sene kendi evinde, okulunda, bilimum alışveriş merkezlerinde şurda burda görünce kendine ait bir şey sanıyor, benimsiyor, saatlerce melül melül izliyor o yanıp sönen ışıkları.

Ama artık kurmuyoruz. Üşeniyoruz sanırım. Hem artık Aralık ayları farkına varamadan geçip gidiyor. Finallerdi, juri deadlinelarıydı, yıl sonu bütçeleriydi derken bir bakmışız 1 Ocak olmuş.
Mecburiyetten çığlıklar atar, akşamdan kalma kafalarımızı yastklara gömeriz.
Yılbaşı artık bizim için bu kadar.

Pek yılbaşı kutlamayı da sevmem ben. Bazı istisnalar dışında ailemle bir yerlerde geçirmişimdir tüm yılbaşlarını. O istisnalarda oldukça extrem istisnalardır ama onlardan bahsetmek değil bu yazıyı yazmakta ki amacım.
Salonumuzun çıplaklığına bakınca ne kadar hüzünlendiğimi anlatmak istedim.
Geçen senelerde melek figürlü çelenklerin asılı olduğu kapı boş olduğuna göre artık çocuk değilim demektir.

Zaten artık hediye de alıp vermiyor kimse. Eskiden ben alırdım herkese. Ama ellerim boş kalınca hep pes ettim.

İki gün sonra Noel. Chris Christmas Rodriquez gel içeri şöminemden.

1 yorum:

benimle oynar mısın? dedi ki...

hüzünlendim. babannem minyatür bi yılbaşı ağacı aldı geçenlerde kendine. ama gece yatarken ışıklarını kapatıyo, taşlarlar diye korkuyomuş. düşün. oysa ki gece yanması lazım onların, sen uyurken. dışardan geçen biri bakacak, yeni yılın geldiğini hatırlayacak ve mutlu olacak. amacı budur yani o yılbaşı ağacının. ben hep bakar,görür ve mutlu olurdum.
öyle işte :)