24.12.09

düşünceler saçlarıma dolanır

Because the sky is blue, it makes me cry...

Bu aralar kafam çok bozuk aslında, arada histerik neşe krizlerine giriyor da olsam.
Hastalıktan da kurtulamadım bir türlü.
Yaptığım her şey vasatın altı. Kendimden çok sıkıldım.
Çok yoruldum başaramamaktan.
Her şey dönüp beni ısırıyor popomdan.

Küçük beynimde yarattığım gibi bir çıktı alamıyorum hiç.
Beynimle ellerim yeni tanıştı sanki. Henüz kordine olamadılar belki. Bir temassızlıkdır sürüp gidiyor.
Olamamışlık, yaptığım her şeyde.

İçimde de bir his yer edinmeye başladı yeni yeni.
Rekabet mi, hırs mı, kıskançlık mı?
Hoşlanmadım.
Hüngür hüngür ağlamak istiyorum.

Hataları çok önceden yaptım.
Şimdi öpsen toparlayamam.

*Beni tanısan seversin aslında. Ama naaparsın kader.
Because the world is round...

22.12.09

tannen.baum.

Eskiden bu zamanlarda rengarenk olurdu bizim evin içi.
Süslerimizi asardık.
Yılbaşı ağacımızı kurardık.
İlk hatırladıklarım gerçek çam ağacıydı. Sonradan plastik kurmaya başladık.
O gerçek çamı babamın Almanyadan getirdiği süslerle kaplardık. Sonra ışıklarını yakardık. Saatlerce oturur onu izlerdim.
Bilmiyordum o zamanlar ecnebi adeti olduğunu bunların. Ne bilsin çocuk. Her sene kendi evinde, okulunda, bilimum alışveriş merkezlerinde şurda burda görünce kendine ait bir şey sanıyor, benimsiyor, saatlerce melül melül izliyor o yanıp sönen ışıkları.

Ama artık kurmuyoruz. Üşeniyoruz sanırım. Hem artık Aralık ayları farkına varamadan geçip gidiyor. Finallerdi, juri deadlinelarıydı, yıl sonu bütçeleriydi derken bir bakmışız 1 Ocak olmuş.
Mecburiyetten çığlıklar atar, akşamdan kalma kafalarımızı yastklara gömeriz.
Yılbaşı artık bizim için bu kadar.

Pek yılbaşı kutlamayı da sevmem ben. Bazı istisnalar dışında ailemle bir yerlerde geçirmişimdir tüm yılbaşlarını. O istisnalarda oldukça extrem istisnalardır ama onlardan bahsetmek değil bu yazıyı yazmakta ki amacım.
Salonumuzun çıplaklığına bakınca ne kadar hüzünlendiğimi anlatmak istedim.
Geçen senelerde melek figürlü çelenklerin asılı olduğu kapı boş olduğuna göre artık çocuk değilim demektir.

Zaten artık hediye de alıp vermiyor kimse. Eskiden ben alırdım herkese. Ama ellerim boş kalınca hep pes ettim.

İki gün sonra Noel. Chris Christmas Rodriquez gel içeri şöminemden.

18.12.09

big.boy.come.on.

Diyetimden vazgeçip Mika'dan "Big girl" eşliğinde dans edeceğim.
Ne yapalım yani çıkıntılarımz var ise. Ona "curves in all the right places" denir bir kere.

"You take your skinny girl and multiply her by four
Now a whole lot of woman needs a whole lot more"

..diyor, ağzıma bir avuç jelly bean tıkıştırıyor ve dansıma başlıyorum.
İyi oldu. Zaten bugünki modern dans rutinimi aksatmıştım.

Ama dansıma eşlik edecek bir kavalyem olsa hiç fena olmazdı. Annem içerde Hanımın Çiftliği izlerken biz salonda dans ederdik..

bu.gün.o.gün.değil.

Bu gün anneme de söyledim. "Birisi girsin artık hayatıma."
O da hiç kafasını kaldırmadan baktığı vitrinden, "sok o zaman" dedi "adam gibi biri olsun ama". Hemen "Ol deyince oluyor sanki" diyerek itiraz ettim her zamanki gibi.
Annelere baş kaldırılır, çocuk olmanın kuralıdır bu.
"Oluyor. Kolay aslında" dedi.
Sonra Mangonun önünden geçtik ama ben adilisik.com la dalga geçmeye devam ettim.
"Şişşşt çok ayıp!" dedi. Güldük.

Oysa ki öncesinde yangın vardı burda. Kar yağıyordu ama yanıyorduk. Şimdi gri kül her yer.
Yiyip bitiryor kanser gibi küçük iblisler -gibisi fazla bazen-. Sevdiğim her insanda, ciğerlerinde, kanlarında, derilerinin altında. Hiç şaşırtmıyor bizi. Sessizce kapatıyor çemberleri.
Ölmeseler keşke. Ama ölecekler. Böyle giderse benden önce.
En iyisini ummmaktan başka yapılacak ne var? Belki biraz da dua etmek. Duyulucağına inanarak.
"Sizi çok sevdik, yeşil tarlaları da tümsekli taşlı yolları da geçerken birlikteydik. Ama bitmek üzere bu yolculuk. Biz biraz daha güneşli havanın tadını çıkaracağız. Sizin yolunuz açık olsun." mu diyeceğiz. Şimdi ağladığımızdan daha çok mu ağlayacağız arkalarından.
Aklımda ise mezarların üzerindeki beyaz çiçekler var. Zamansız yağan kar..

Asında ben sık sık başka yolculukları düşlüyorum. Bazen Fransızca şarkılar söyleyen kadınlar, bazen Bavyera giysili dansçılar, tahta takunyeler, fesler, kangurular, renkler...
Yaptığım listeler hep eskidi.
En çok nereye gitmek isterdim. Unuttum. Fas'a gitmek isterdim sanırım. Şimdi Hindistana gitmek istiyorum. Farklı bir dünya arıyorum.
Tanımadığım, tanınmadığım. Kaybolacağım.
Uçakta yanımda oturan kadına "İyi uçuşlar" ile "İyi tatiller" arasında tüm hayatımı anlatmak istiyorum. Arada flash back sekansa geçip hoşuma gitmeyenleri değiştirmek. Uçak tuvaletinde 25 F deki yakışıklı adamla -tabi sen yoksan hala yanımda- sevişmek. Küçük şişelerden içtiğim içkilerle kafayı bulmak ve aynı tuvalete kusmak istiyorum.

Mükemmel olmak değil, mümkün olan her şeyi yapmış olmak istiyorum.
Hindistan'da ishal olmak, Polonya'da sokakta şarkı söylemek, Hollanda da parasız kalmak istiyorum.
Bir gün gelecek yaptıklarımdan değil yapmadıklarımdan pişman olacağımm. Elimden geleni ardıma koymamalıyım.
Sanırım numaran olsa şimdi seni arardım.

"Ama ben "o" olamam. Ben hiç bir şey olamam. Tüm bu yolculuklarda yanımda olmayacaksan eğer, ben de seninle olamam"derdim eğer sen, sen olsaydın. Varolsaydın.

Carla istedi bir göz..

Bir kaç gündür Carla Bruni dinliyorum gereğinden fazla.
Her şey babamın şarkılarını benim itunesuma atıp ordan senkronize etmemizle başladı.
Dinledikçe sevdim hatunu ve düşünmeye başladım Carla üzerine, hayattan isteyecek daha neyi kalmış olabilir diye.
Eski bir model olabilecek kadar güzel, şarkıcı olacak kadar güzel sesli. Hem İngilizce hem Fransızca güzel sözler yazıyor, yani yetenekli. Üstelik de Fransanın Fist Lady'si.
Öyle fasa fiso bi ülkenin de diil, koskoca Fransa'nın. Üstelik süzme Fansız uyuzu da değil, İtalyan sıcak kanlılığına sahip.
Tabi zengin ve ünlü olduğunu söylememe gerek dahi yok.
Kör istedi bir göz, Allah verdi 2 göz.
Bana biri de yeterdi sanırım.
İnsanın içinden,çirkin çirkin "Ooooh Carla hayat sana güzel valla" diyesi geliyor.

Naapalım. Kader utansın.
Bir model olamadık ki, şarkıcı olalım, sunucu olalım, oyuncu olalım, yönetmen olalım, yapımcı olalım...
Tırmanmaya yanlış taraftan başladık.

Yine de I <3 Carla.

14.12.09

Let me take your hand. I'm shaking like milk.

I try to laugh about it, cover it all up with lies
I try to laugh about it,hiding the tears in my eyes
Because boys don't cry.
Ben de zaman zaman bir oğlan çocuğu oluyorum. Demek ki ağlamamalıyım.
Bu günü de The cure günü ilan ettim. Özlemişim.

Eve erken geldim.
Hiçbir şey yapmadım.
Hiçbir şey için endişelenmedim.
Uykum geldi. Ve yatabilirim eğer istersem.
Uzun zamandır ilk defa bir tercih meselesi uyumamak.

Across the Universe'i izledik babamla. Çok mutluyduk.
Müzik, giysiler ve zaman üzerine konuştuk, o bana büyük yakalı gömleklerini anlattı ben ona en sevdiğim Beatles şarkısını neden sevdiğimi.

Şanslı bir hatunum ben.
Her zaman yanımda olan bir ailem var, ben iyi bir evlat olmasam da.
Ve bir kaç güzel arkadaşım var, ben iyi bir arkadaş olmasam da.

Smile like a weasel my friend.


tekinsiz huzur.

12.12.09

a quiet lie that makes you wanna scream and shout

Everybody cares, everybody understands and whether or not you want them to.

Bizimkisi tuhaf bir pakttı. Ne olursa olsun kapalı kutuyduk.
Bazı spesifik anlarda birbimize uyuz olsak da, hep "bunu bir tek sana anlatabilirim" iydik.
Bir çok şey yapmış olsam da doğasına hiç ihanet etmedim arkadaşlığımızın. Ama sen ettin.
Çok çok alakasız yerlerden öğrendim ben bunu. Hiç aklıma gelmeyecek yerlerden.
Dünya küçük.

Soruyorsun bana "neden beni hayatından çıkardın" diye. Çıkarmadım seni hayatımdan hazmetmem gerekiyordu sadece.
Sorarsan yine de geçiştiririm ama bu işte nedeni.
Konuşmayacağım bu konu üstüne. Gelip sana böyle böyle yapmışsın demeyeceğim. Kimseye bir şey demeyeceğim. Hiç bir şey yapmayacağım. Hiç bir şey değişmeyecek.
Sadece artık bir "bunu bir tek sana anlatabilirim"'e sahip değilsin. Belki de çoktan doldurulmuştur yerim. Kim bilir. Ben ise sanırım hiç sahip olmamışım. En azından sen değilmişsin.
Ama kutuyu kapalı tutacağım. Söz.
İstisnasın.
Sen de öyle yap.

8.12.09

salı.sallanır.

"Aman Tanrım ne kadar da farklısınız! Hep öyle kalınız."

Bu dönemki bir çekimi daha bitirdik. Toplamda üç etti. Bu gece bir çekim daha var.
Yeterli bu kadar. Sırtımdaki ağrı da onaylıyor, sızım sızım sızlayarak.

Güzel bir çekimdi.
Sanırım benim de bir sonraki projem klip olsun istiyorum ama önce şarkı söyleyen birilerini bulmam lazım.
Sözde en yakın arkadaşlarımdan birisi şarkıcı olsa da -pek sevgili Esin İris- bana hiç mi hiç böyle bir şey teklif etmeyerek, ben ettiğimde de kulak arkası ederek beni pek üzdüğünden, bir an önce harekete geçip birilerini bulmam gerekmekte.
Yoksa garage band'de yaptığım şarkılara çekeceğim klibi.
Pek saçma sapan bir şey olacak.

Elbette öncelikle çektiğimiz filmi bitirmem gerek. Maymun iştahlılığa lüzum yok.


Ayrıca bu gün Cerenim'in doğum günü.
İyi ki doğdun Ceren iyiki varsın.
Happy happy birthday!!

Yeter, "şaşkın"ı söylemek istemiyorum artık! Git dilimden!

2.12.09

bunun arayüzü bozuk*

"Merhaba. Benim adım Merve. Ve ben bir sedergine bağımlısıyım."
Bir de uyku sorunum varki sormayın gitsin. Fena.

I’ve been sleeping so strange at night
Side effects they don’t advertise***

-
Gelip de yüzüne söylesem mi acaba. Sonuçta düşününce hiç bir fark yok. İçten içe beğenmekle dıştan dıştan beğenmek arasında.
Çünkü aslında benimle olmanı falan istemiyorum. "Benim" olman gibi bir iddam ise asla yok. Aşkından ölüyor da değilim.
Ama güzel çocuksun.
Ne diyeyim.
Allah sahibine bağışlasın.

Hayır. Hayır. Eminim ki hiçbirinizin aklına ilk gelen kişi için yazılmadı bu. Ama isteyenler üzerine alınabilir. Zaten hep böyle bir kaderi var bu yazıların. Alınması gerekenler değil alakası olmayanlar alınır hep. Yerine ulaştığı pek görülmemiştir. Belki de görülmüştürde gösterilmemiştir.

"Ah be evren! Ne tuhafsın!"
Bu gün yine tuhaflığınla büyüledin beni, yine az az sevmeye başladım seni. Tuhafsın hakkaten.
Sana en uygun sıfat bu.
Saçma detayların, tesadüfelerin, "olucağı varsa olur"ların...sebepsiz yere bir gün başıma güzel şeylerin geleceğine inandırıyor beni.

Ama hissettim, -hepimiz için değil belki ama- bir şeyler rayına oturacak gibi.

Ayrıca,
Çarşambaları da severim.

*Bu şahane cümleyi hayatıma soktuğu için Ceren'e teşekkürler (: ***Bright Eyes.