29.11.09

everyday.sunday.

Bu günü Morrissey günü ilan ettim kendime. Her şey Everyday is like sunday'le başladı. Ve yaklaşık 6 saattir sadece Morrissey dinlemekteyim. Tabi The Smiths siz Morrissey olmayacağından çeşni olarak da Smiths dinlemekteyim.
Her şarkıda neden sevdiğmi hatırlayıp tekrar tekrar hayran oluyorum.
Şarkı adlarını dövme yaptırmak, sözlerini duvarlara yazmak, şarkılara resimler yapmak istiyorum.
"Rejection is one thing
But rejection from a fool is cruel.
And i don't mind if you forget me..

having learned my lesson
I never left an impression on anyone."

Ve daha niceleri ile doldurmak istiyorum sayfaları ama durduruyorum kendimi. Çünkü kimse copy paste yazıları okumaktan hoşlanmaz.

Nefretim, kinim, kırılmış egom, hepsi bir yer buluyor. O kadar mutsuzum ki. O kadar ağlamak istiyorum ki. Ama kendim için ağlamak, kimse için değil, olan yada olmayan şeyler için değil. Sadece kendim için.
Ve bağıra bağıra söylemek istiyorum,
"I've come to wish you an unhappy birthday. 'Cause you're evil and you lie. And if you should die, I may feel slightly sad. But I won't cry."

Viva Hate

26.11.09

sosyal.içici.lik.*


Kimseyi sevmek zorunda değil kimse.
Kimse "BFF" olmak zorunda değil. Kimse her dakika beraber olmak zorunda değil.
Kimse zor zamanında yanında olmak mecburiyetinde değil.
Olursa eyvallah.
Buyursun.
Ama
Olamayabilirsin. Olmak istemiyor olabilirsin.
Neden olmasın?

Dün çok sevdiğini, bugün az sevebilirsin. Hiç sevmeyebilirsin. Kızabilirsin. Sinir olabilirsin. Ağzının ortasına bir tane patlatmak isteyebilirsin.
Ama canım cicim dediğin insanları bir kerede gözden çıkarabiliyorsan eğer, ya iki yüzlüsün ya da affetmekten acizsin demektir.
Öyleysen de seni suçlayacak değilim.
Bunca zamandır tanıyorsun beni, bilirsin, Ben de öyleyim. Kin tutarım kir tuttuğum kadar.
Ama özür dilemekten başka yapacak ne var?
Naapalım yani kolumuzu mu keselim?
Çok konuşan dilimizi mi keselim?

Gözlerini iyice bir aç da bak. Belki de annen haklı. Belki de "diğer" arkadaşların doğru söylüyor.
Bir düşün iyice. Benim, hoş sohbetinden başka kaybedecek neyim var.

Eskiden olsa kahrolurdum. Ölürdüm üzüntümden.
Ama şimdi yapabildiğim tek şey "I'm minding my own business" deyip hayatıma devam etmek.
Çünkü biliyorum ki kimse kalıcı değil.
Çünkü sen ne dersen de, ne yaparsan yap, bir kere girdi mi o küçük tilkiler kafalarına çıkarmak mümkün değil.
İnsanların düşüncelerini değiştirmek mümkün değil.
Olanı ya da olduğu varsayılanı geri almak mümkün değil.
Değil işte.

Yataklara düşmedim diye umusamadım zannetme ne olursun.
Kendimi toparlamakla, eskileri onarmakla, geçen zamanı telafi etmeye çalışmakla dolu ellerim.
Çenebazın, vefasızın, bencilin tekiyim.
Bundan böyle kimse de olmasın benim arkadasım.
Zaten tek başıma kutup dairesine** taşınıp, hayatımı orada devam ettireceğim.
Geride kalan bir kaç gerçek dosta da oradan mektup yazarım.


*Annem, davetlerde elinde meyva suyuyla dolananlara bakıp şöyle der, "İçmekten hoşlanmayabilirsin ama ortama uyum sağla ve eline bir kadeh al.
A-a! sosyal içicilik diye bir şey var."
"Sosyal"lik içeren her şeye uyuyor sanırım.
Ortama uy ve eline bir kadeh al..

**Lovers of the Arctic Circle.

21.11.09

What's wrong with the Blueberry Pie?


Elizabeth: So what's wrong with the Blueberry Pie?
Jeremy: There's nothing wrong with the Blueberry Pie, just people make other choices.
You can't blame the Blueberry Pie, it's just... no one wants it.,

*My Blueberry Nights.
Kendisini ailecek sevmiştik. Tekrar izledik. Hala seviyoruz. Hatta şimdi daha çok seviyoruz.

20.11.09

Yeah! Right!



Her şeyi küçücük küçücük yaptım. Ne yazdığı anlaşılmasın, sadece bir şey yazmış olsun diye. Üstelik de artık sadece "bir şeyler" yazmış olmasının yetmeyeceğini bile bile.
Hayır efendim! Bu naneyi sen tek başına yemedin Merve, oturup tek başına kurmadın bunları.
Ama kocaman kocaman uyarı levhalarını görmezden geldin. Ve böyle başladı sorun.
Sen hiç böyle yapmazdın. Son ana kadar soğuk. Son ana kadar kararsız. Sadece kendinle paylaşırdın "pro-contra"ları.
Çabucak çabucak çektin kürekleri, uzaklaştın. Şimdi dön bakalım geriye.
Atla bulduğun ilk filikanın üzerine. Kim olduğuna bakmadan.

Sonra Cansu bana benden alıntı yapar, "Yıllardır hatunların düstüğü yanılgıya düşme, onları degiştiremezsin".
Doğrudur da.
Ama hani olur ya. Hep olabileceğini bilirsin de, hiçbir zaman sana olamazmış gibi hissedersin.

Sonuçta hepsi geçecek, bunları boşver.
Asıl dilinin varmadığı ama kafanın kurduğu hayallere yazık.

*edit:21.11.2009 11:43