29.10.09

şarkı.bir.fetiş


Soğuk ülkelerde sıcak şarkılar dinleyelim.
Sözlerini anladıklarımızı daha çok benimseyelim, "ben söyleseydim de aynı böyle söylerdim" diyelim. Anlamadıklarımız da mır mır mırıldanalım. Ne dediğini merak edelim.
Bazen de yanlış anlayalım. Ama çok sevelim. Doğrusunu öğrenince bile yanlışını daha çok sevmeye devam edelim.

Kimsenin bilmediği bir şarkıyı biz biliyor olalım.
İkimizde aynı nakaratı söylemeye başlayalım, çok şaşıralım, konuşamayalım.

Yollarda gidelim. Otobüslerde, gemilerde, trenlerde, uçaklarda.
Arabada ben yolcu koltuğunda, sağımızda günebakan tarlası, solumuzda Kings of Convenience. O kadar sinematografik olsun ki ağlamak isteyelim. Ama ağlamayalım, gülümseyelim.
Babamla annemi arayayıp ne kadar mutlu olduğumu anlatmak isteyeyim.

Başka ülkelerde, bilinmeyen şehirlerde, kalabalık pistlerde dans edelim.
Yabancıların bize öğretmesine izin verelim danslarını, şarkılarını. Bir nüansı keşfedelim mutlu olalım.
Yabancılar, daha fazla yabancı kalamasın.

Ve tabi bir de sen varsın.
Hikaye de hiç yer almayan, sadece prologueda bahsi geçen..
Sen benim "Kibirli Ceviz"imsin.
Ama bunu sana hiç bir zaman söyleyemeyeceğim. Sen de hiç bilmeyeceksin.
Bir talcid atacağım ve benim içimde biteceksin.

Ama saat hep 09:09, 16:16, 17:17... olduğunda beni düşündüğüne inanacağım. Doğru olmasa bile.
Söz saatin başında oturmayacağım.
Sahtekarlık olur o zaman.

Gün olurda bir gün bunu okursan, sen de şöyle mırıldanırsın:
"Stay out of trouble,
Stay in touch
Try not to think about me too much."
Çünkü bu benim hikayem.

27.10.09

Öğrenmeyeceğimi mi sandın?

Hepimiz üçkağıtçıyız.

Sen benden biraz daha iyisin.
Çünkü ben beceremiyorum yalan söylemeyi de, yalanı anlamayı da.
Herkese, her şeyi, hemen söylemek istiyorum.
Kendimi tutamıyorum.
Bazen de içimdeki şirret canavarı tutamıyorum -ama bu bambaşka bir konu, bunu bilahere konuşalım-.

Gitsin artık beynimdeki tilkiler.
Senin gibi olmak istemiyorum.
Bu görünmez kavgayı istemiyorum.
Seni yenmek de, sana yenilmek de istemiyorum.
Sana yeniliyormuş gibi yapmak da istemiyorum.

Herkesde bir silah. Sen vermişsin ellerine üstelik.
Ama kimse seni vurmuyor.
Çünkü kimse cesedinle uğraşmak istemiyor.

23.10.09

Ayakkabıma sakız yapıştı! Aaa pardon bu senin beyninmiş!

Büyük olduğuna inandığın sürece büyüyemeyeceksin. Çünkü küçük kafanda genişleyebileceği maksimum çapı çoktan belirlemiş beynin.

Egonu da al git.

"Çok" ve "en" olduğuna inanan insanların sorunu budur işte. Büyümeye, gelişmeye, iyileşmeye çalışmazlar. O raddeden sonra doyurulması gereken bir tek ego kalır.

Ne kadar şanslıyım ki halihazırda var olan özgüven sorunlarım sayesinde - ya da yüzünden- hiç bir zaman "çok" "en" vs olduğuma inanmadığımdan, yolum epeyce açık.
Zeminden başlayınca atlanacak çok level oluyor. sky is the limit.

Sen Melvesin büyük düşün.

19.10.09

eller.yukarı.

Biz asla sex and the city kadını olamayız. Biz one night standler yaşamıyoruz barda tanıştığımız adamlarla. Yaşarsak da utanıyoruz. Hatta oldukça "namuslu"yuz.
Biz erkekleri seviyoruz. Onlar da bizi sevsin istiyoruz.
Hep bizi sevsinler istiyoruz.
Öncekilerden çok, sonrakilerden farklı.

Tek istediğimiz buyken, "ne istediğimiz"e bir türlü karar veremeyişimiz nedendir peki?

18.10.09

Let's Get Out Of This Country

You can't see that you're just the same as all the stupid people you hate.
I'm not saying I'm free from blame because I need all the friends I can get.*

Bazı kızlar hiç yalnız kalmazlar.
Ben onlardan değilim.
Ama bunun için üzülecek de değilim.


*Camera Obscura

12.10.09

But we like it

We're more than overwhelmed by hundreds of hugs and a million good words.
We are satisfied from monday til friday and on sunday we cry.

*Notwist- Solitaire

10.10.09

user2566706

http://www.vimeo.com/user2566706

artık bir vimeo kullanıcısıyım.
tek eksiğim twitter.

4.10.09

she's got her mother's smile

talihsiz serüvenler dizisi

Bu aralar bir lanet var üzerimde.
Kimileri yaptığım kötülüklerin, kimileri gezegenlerin dizilişinin bunlara sebep olduğunu söylüyor.
Önce 2 tane maddi ve manevi değeri olan yüzük kaybettim. Macbook pro mu yere düşürdüm, kenarı yamuldu. Bir aydır masanın üstünde durup durmakta olan hp laptopum kırıldı. Sırlarım saçma sapan bir şekilde ifşa oldu. Bazı spesifik kıyafetlerimi asla bulamıyorum. Telefonum sürekli kitleniyor. Ve daha paylaşamayacağım niceleri...
Üstüne üstlük kronikleşmiş -tuhaf arkadaşlar, tuhaf erkekler, kocaman egolar- şikayetleri.

Nazara da inanmazdım ama bir kurşun falan döktüreceğim. Gerçi kimin neyin nazarı değecek.
Ego yerden 1 cm yukarıda seyrediyor. Görünmüyorum ki göze geleyim!

Hakikaten Düşünüyorumda yolunda giden tek bir şey yok. Tabi daha kötüsüde olabilirdi.
Şükretmeliyim.
Ama annem haline şükret sağlığın yerinde dedikten yaklaşık 30 saat sonra üzerime çay dökmem ve yanmam inançlarımı sarsmadı değil. Bildiğin yandım kabardım, su topladım.
İnsan çaydan yanar mı ya! üstelik çıplak derime de gelmedi.

Nal, yonca, nazarlık, fil.. ne varsa takıp takıştırıcam orama burama.

Hem saçma sapan konuşuyorum hemde saçma sapanım.
Çok sıkıldım.

-bir zaman sonra, bir gün "tüh be kaçırdık gül gibi kızı" deyip üzülmen dileğiyle zevzek.

1.10.09

the world has got into my eye

Do not expect all to come,
For you to be.
One will not come,
For you to be one.*


19 yaşımı kutladığım doğum günümdeydi. Üniverite hazırlıktaydım sanırım. -Lise edebiyat hocam biricik Dilşat Mis Özkan'nın bir projesi sayesinde Özdemir Asaf bir çok kitabını çoktan yalayıp yutmuştum.- Ve o gün bir hediye aldım, Apo'dan, benim Ö.A. sevdiğimi biliyormuydu bilimiyorum ama zaten bunun önemi de yok. Eski bir kitap. To Go To. Özdemir Asafın 3 kitabından seçme şiirlerin İngilizceleri.
Bilemiyorum, düşününce aklıma gelmiyor, bundan daha güzel bir hediye almışımdır hayatım boyunca bir kere de olsa ama bundan daha güzel bir kitap hediye edilmemişti bana. Belki adından, eski oluşundan, belki seçme şiirlerin güzelliğindendir.

Digital literacy kitabımı ararken geçti elime, okudum yeniden hemen. Ve sanırım şu an okula geç kalıyorum.

Gidesim var.

Abdullah Müslümanoğluna sevgilerimle..


*The thinking- Özdemir Asaf.