27.9.09

saatleri geri almışız gibi hissediyorum.

"I think I've bought everything we need
Don't look back, don't think of the other places you should've been
It's a good thing that you came along with me"
Dese biri bana. Ben de ona bakıp gülümsesem.

Belki de ait hissediceğim yere gitmem değil, götürülmem gerekiyordur. Belli mi olur?



Wave goodbye

You'll find ships inside of bottles

Günlerdir aynı şarkıları dinleyip duruyorum. Sürekli Sürekli.
İçim dışıma çıktı, dışım içime girdi.
Yaptığım hayvanlık anlaşılmasın diye last fm de scrobbling off bile yaptım.

Island Blues- Koop(40)
Just In Time- Nina Simone (37)
Kibirli Ceviz- Fatima Spar und die Freedom Fries (30)
Jungle Drum- Emiliana Torrini- (19)
Books Written for Girls- Camera Obscura (24)
Bosa Noga- Fatima Spar und die Freedom Fries (32)
Gold In The Air Of Summer- Kings Of Convenience (20)

Alakaya çay demle.

Mekanımız kır olsun da, benden bir cacık olmaz paşam.
Bu böyle biline.


Haydi umut yuvarlan!

26.9.09

I am dead inside.

Bir eski sevgilimin pek yakışıklı göründüğü, pek güzel bir fotoğrafına bakıp da hiç bir şey* hissetmemişsem içim çürümüş mü demektir?
Eskiden nasıldık, ne yapardık hatırlamıyorum.
Ben neden cumartesi akşamı evdeyim?

Peki benim sesime ne oldu?
Eski dostlar bardak oldu.

18.9.09

aşk pabucu yarım; bir oğulcan türe filmi



Aşk Pabucu Yarım on Facebook

I'm not in this movie. I'm not in this song.

Fail with consequence, lose with eloquence and smile.

Hayatımda bir kere olsun duygularımla hareket etmek istedim mantığımla değil de. Artık sıra bana gelmiştir diye düşündüm. Yanıldım. Dertsiz başıma dert aldım. Elime yüzüme bulaştırdım.
Zaman, mekan, kişi talihsizlikleri.
Bazı diyetler ödenemiyormuş demek ki.
Talihsizlik.
Ya da kader.
Yıllar boyunca kaygısızca savurduğum bedduaların ve terslediğim anketörlerin geri dönüşü bunlar. Karma asla mutlu olmama izin vermeyecek. Hep aynı loop içinde dönüp duracağım. Her seferinde aynı sorunsallar tetiklenecek. Her seferinde başa dönüp, tarihimin başından beri neleri yanlış yaptığımı bulmaya çalışacağım.
Önce şeker ve çikolata jelatinleri arasında uykuya dalmayı dileyeceğim.
Sonra mutsuz olmaktan sıkılacağım.
Egomun parça parça yitişini, her zaman yaptığım gibi başka hayatları ezerek ve kötü ironilere başvurarak saklayacağım.
Sonuçta umurunda değil gibi gözükürsen kimse seni üzemez. Öyle değil mi?
Başkalarının egolarının seninkinden çok konuşmasına izin verirsen biraz başın ağrır ama en azından canın yanmaz. Değil mi?

Don't leave me paralyzed.
Loop.

Ve Island Blues.

17.9.09

proof in the pudding

Bir gecikmiş -halen toparlanamamış- kız kafası yazısı.*

Kız kafasının bu hali hakikaten çok tuhaf vallahi.
Bizden hayatının bir evresinde hoşlanmış adamın hep öyle kalmasını isteriz. Sanırım bunu sırf imkansız aşk şarkılarını ithaf edebileceğimiz biri bulunsun diye yapıyoruz.
Üstelik aşırı korumacı ve saldırganız da. Biz belki bir gün ona dönmek yada onunla olmak isteyebiliriz diye hep orda bıraktığımız yerde kalsın istiyoruz. Ve gün olur da yerinden kıpırdamaya kalkarsa sarsılan egomuzu saklamak için hırçınlaşabiliriz. Tehdit altında kalınca hep yaptığımız gibi tırnaklarımız çıkarmaktan ve jedi mind tricklere başvurmaktan çekinmeyiz.
Oysaki içten içe inanmaya devam ederiz, "o kaltağı" bizi sevdiği kadar sevmesine asla imkan yoktur.
Hı-hı tabi.
Git patlat bu kafayı şimdi.

Erkekler de yaparlar mı böyle?
Yoksa bize mi özgü sadece?

işimiz gücümüz yok mu bizim ya.
çok çirkin küfürler edesim var hayata. çok.

*6-7 eylül.

12.9.09

No better.No worse.

Mesaj bekleyen kız oldum. Mesaj bekleyen kız olmak istemediğimden telefonumu kendimden uzak tutuyorum. Ondan ayrı bir odada oturuyorum.
İstemesem de kız kafası oldum. Kız kafası olmak istemiyorum. Bu sebeple kız kafasıyla ilgili yazacak bir kaç cümlemi sonraya saklıyorum. Ve teknolojiden hızla uzaklaşıyorum.
Kendimi odamı toplamaya ve yeni evle ilgili hayaller kurmaya adıyorum.
Dilimde ise Coldplay'den Lost.

"You might be a big fish in a little pond.
Doesn't mean you've won.
'Cause along may come a bigger one."

Biraz yalnız kalmak çok iyi geldi ama hava bu kadar iç sıkıcı olmasaydı da dışarılara atsaydım kendimi. Neşeli bir Eylül melankolisinde lost in lost olsaydım.
Daha ben bir kışı bitiremeden diğeri geldi. Kafamdaki küresel ısınmaya isyanım var. Hiçbir şeyi takmasam da buna takılıyorum.
Hiç bir şey düşünmeden sadece çalışmak istiyorum. Ve okul bu pazartesi açılacağı için Tanrıma şükrediyorum.

Telefonuma, maillerime ve facebook' a bakmadan ne kadar dayanabileceğim acaba? 3 saat? 15 dk?