27.11.08

Misafir Yazı

Ceren der ki,

İnsanları anlayamıyorum!
Gerçekten. Beynim onları anlamaya yetmiyor kimi zaman. Otobüste, belki iş çıkışı belki okul çıkışı, günün verdiği yorgunlukla dedikodu yapan, ya da günlerinin nasıl geçtiğini heyecanlı heyecanlı konuşan gençlerden/yaşlılardan daha normal bir şey olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki içinde bulunduğun o iki katlı şey, bir toplu taşıma aracıdır kütüphane değil! O insanlar tabii ki konuşacak tabii ki kahkaha atacak. “Pardon! Biraz sessiz konuşur musunuz?” Hayır, efendim sessiz falan konuşamam. Bütün gün sesim içimde patlamış belki. Patronumun yanında söylemek istediklerimi söyleyememişim. Veya ödevimin rezalet olduğunu söyleyen bir hocaya aslında ne yapmak istediğimi anlatamamışım. Otobüste konuşamıyorsam nerde konuşacağım! Rahatsız oluyorsan bir dahaki sefere yanında müziğini de getir. Böylece beni dinlemek zorunda kalmazsın. En kötü koy kafanı cama uyu! Zaten yol iki saat... Oh mis! Hiçbir şey duymazsın valla kafa sesinden başka. Kendi rahatını düşündüğün gibi başkalarınınkini de düşüneceksin. Babanın otobüsü mü?!
Çok dertliyim bu konuda. Birkaç çift lafımda bugün dersimizi sınavları var diye sabote eden kendini bilmezlere. Saat 17.30. Dersimin bitmesine, senin de sınavının başlamasına yarım saat var. Tamam, sınav stresi heyecanı anlıyorum, bir an evvel oturup yerleşmek istiyorsun. Ama bir dur ya! Kapının önünde bas bas bağırarak konuşurken, acaba içerdeki insanlar rahatsız oluyor mu diye düşünmüyor musun hiç? Ey güzel insan! Seni insan yerine koyup gelip tam üç kez uyarmamızdan da bir şey anlamıyorsan benim de sana diyecek sözüm yok! Üstüne üstlük kapının önünde “ay resmen inat etti çıkmıyor hoca ya!” diye söyleniyorsun da n’oluyor? Her şeyi geçtim kimsin sen de mekân basar gibi sınıfa dalıyorsun ya? O sınavdan geçmişsin kalmışsın ne yazar. Adam olamamışsın bir kere.
Affınıza sığınıyorum bu çıkışım için. Ama hak ettiler.
Yazık! Ben bu insanları gerçekten anlayamıyorum!

Ceren Çağatay.


Merve notu:

Pek sevgili arkadaşım Ceren, "böle böle şeyler oldu, yazayım ben, tam senin blogluk" dedi. Ve işte tüm cıplaklığıyla burada. Ceren'nin bu kadar aagresif olmayan postları için ise buyrun buraya.. Kendisi aslen pek romantiktir, pek şiirseldir.

26.11.08

these things*

"Standing in line and its cold and you want to go
Remember a joke so you turn around
There is no one to listen so you laugh by yourself"

.....
No mistakes only now you're bored
This is the time of your life but you just can't tell..



*she wants revenge

20.11.08

hello square one! nice to see you again!

O kadar basitim ki, karmaşık olduğum yanılgısına kapılabilirsiniz.

19.11.08

Before You Go

I'm so emo! Yes I am!

....
Fit in this auto
You go have a good time
Bring back stories
Cause I will stay behind...

Death Cab for Cutie- Two Cars



17.11.08

You are a disaster!

"Hadi bakalım kolay gelsin, neredesin Boris Yeltsin?"

16.11.08

Say Hi!

Non-Artistic Organization'ı artık buradan takip edebilirsiniz. Tabi eğer istiyorsanız


İşte buradan.

Henüz yok bir icraatimiz. Heveslenmeyin.

Pazar raporu

*Yaklaşık bir saat sonra bitmek bilmeyen çekim olayımızın son raunduna çıkacağız Ceren ile. Çektiğim hiç bir şeyi beğenmeyişim nedendir acaba? 6 kaset mi ne çektim biri bile sinmedi içime. Z1 le de ayrılmaz bir bütün olduk bu süre içinde. Gece beraber uyuyoruz koyunkoyuna.

*Aptal müzik projelerimizi özlemişim meğerse. Esin bu aralar pek meşgul, Yağız ise kayıp, Killroys'a bişi yapamayız ama Nerdung la haşır neşir oluruz belki. Janzuğhanemi nasıl gaza getirsem? processing le mi kandırsam?

*N-A.O. için de bir şeyler yapmak istiyorum. Neyse bakalım. Önce bu okul zımbırtıları bitsin.

*21 Kasım da Esinin Ankarada konseri var Jetlag olaraktan. Ankaralı arkadaşlara duyurulur. Ayrıca 21 Kasımda Ugly Betty yeni sezon bölümleriyle ComedyMax de olacak. Herkese duyurulur.

*WTF!?

14.11.08

Yeni olmayan ama yeniymişcesine dünyayla paylaşılması gereken kayıt. Evek!

Hayatta kalma rehberi no:1

-Saç ütülemek deneyimli ellere bırakılmalıdır.
-Burak Altıparmak'ın 6 parmağı yoktur. Onun da aynı rakunlar gibi 5 parmağı vardir.
-Kedimle babamin yasları toplamı 70 dir.
-Bamya tüylüdür.
-Yeni nesil nerdler şahanedir.
-Artik saçları kırmızıya boyamak yasaklanmalıdır.
-Yaygın inanışın aksine prezarvatiften balon yapmak hiç de eğlenceli değildir.
-Tanıdıgım 4 çift ikizden 2 çiftinin adlari Emrah-Emre dir.(çift ikiz ne ola die sorulmamalıdır)
-"Küçük tavuk hep piliç kalır" lafı kısa boylu kadınların uydurmasıdır.
-Mezuniyet balosuna spor ayakkabıyla gitmek sadece bir kez yapılacak bir gençlik hatasıdır.
-Avustralya'nın baskenti Canberra'dir.

10.11.08

Pozor!

Cuma gecesi nice to meet'08 partisinde, o sırada ismini dahi bilmediğim bir insan olan Oğuzhan Ç. insanı, bir bardakla vurmak suretiyle kafamı yardı. Üstüm başım kan oldu, dikiş atıldı. Sarhoş olmasından başka mantıklı bir açıklaması yoktu sanırsam. Pazar günü telefonla, bu günde okulda bir buket çiçekle özür diledi. Pek samimi pek üzgün görünmekteydi. Belki de yalandandı, bilemiyorum. Jelibon gibi kalbim var ak! Ben yumuşayarak şikayet etmekten vazgeçtim. Ben salak mıyım?

Her ne kadar canının yanmasını istesemde çok da yanmasını istemiyorum, onu hırpalayacağım derken ben de hırpalanacağım onun kadar. Yasal yollar hem uzun süre atlatamamama, hem de vicdanımda bir ağırlığa neden olacak. Sonuçta aptalca bir şey yapmış olan yaşıtım bir çocuk.

17.11.2008 notu:
Kısa süreli bir local celebrity keyfi yaşadım. Böyle de bir artısı oldu:F

5.11.08

green shirt day with mutti





Me and my lovely mother Lale

president obama!

Melabaaaa ciğerim!


Sofa

So baby come on over other side of my sofa..



Who doesn't like The Kooks

3.11.08

amateur (plural amateurs)

ˈamətjʊə/, /ˈamətə/
Noun
  1. A lover of something.
  2. A person attached to a particular pursuit, study, or science as to music or painting; esp. one who cultivates any study or art, from taste or attachment, without pursuing it professionally.
    She is an accomplished amateur woodworker.

Peki

Amatör ruhu korumaya çalışmak bahane midir?
Naiflik midir?
Tembellik midir?

Tekniğini öğrendikçe öğretenlere mi benzersin?

Fall

Şubatta Berline gideceğim. Berlini seviyorum.
Okulda keyifli zaman geçiriyorum. Okulu seviyorum.


Cansu

Lara

2.11.08

fotoşortta popomu kes

Bordem
\ˈbȯr-dəm\
noun (uncountable)
: the state of being weary and restless through lack of interest
*The first record of the word boredom is in the novel Bleak House by Charles Dickens, written in 1852, in which it appears six times, although the expression to be a bore had been used in the sense of "to be tiresome or dull" since 1768. (Wikipedia)



Bir cok farklı sey ve durum can sıkıntısına neden olabilir. Yapacak hiçbir şeyin olmamasının yarattığı boşluk duygusundan beslenebildiği gibi, yapacak çok şeyinin olması ama bunları yapacak hevesin ve mecalin olmamasından da ortaya çıktığı sıksık görülmüştür. Sizi hayatınızın her evresi ve günün her saatinde mekan ayırt etmeksizin yakalayabilir. Bir kafede sevgilinizle otururken etrafa bakınmanıza, okulda dersin en lüzumlu yerinde elinize karalamalar yapmanıza, tv karşısında salya akıtmanıza, bir pazar sabahı öğlen üçe kadar yataktan çıkamamanıza neden olabilir. Uyuşukluk ve tembellik, can sıkıntısıyla el ele koşarlar.

"Got a low low feeling around me
And a stone cold feeling inside
And I just cant stop messing my mind up
Or wasting my time"
(Moving- Supergrass)

Her şeyi yapabilecek kabiliyete sahip olduğuna inanıp da hiç bir şey yapmayan, benim gibi, "öldürücü" egoya sahip insanlar sıkıntı türünün en bogucusuyla başa çıkmak zorundadırlar. Çünkü bahsi geçen öldürücü ego, kişileri kaderlerinde harikalar olduğuna inandırır ancak hemen sonrasında onları durdurarak aklınca muhtemel başarısızlık ve yenilgilerle yüzleşmelerine engel olur. Bu sonunda kalbinin kırılacağından korktugundan- ki ihtimaller yarı yarıyadır- bir ilişkiye başlayamamakla büyük benzerlikler gösterir. Bu tip ego kaynaklı engellenmeler, insan bünyesinde ağır, yogun bir hissiyata neden olur, bu da can sıkıntısının gelişimine ortam hazırlar. Kişilerin bir takım allah vergisi yeteneklere sahip olması durumunda- ki böyle durumlarda olduğunu varsayarız, egoların bir çıkış noktası olması lazımdır- egolarını zedelemeden bir şeyler yaratma yolları buldukları gözlemlenmiştir. Bkz.: Deneysel müzik, deneysel sinema, Harry Potter.

Elbette ki sıkıntıdan bir şeyler yaratmak sadece bir grup insana mahsus değildir. Yapacak hiç bir şeyleri olmadığından sıkılan insanların yaratıcılıklarını kullanmaya yöneldikleri sık ratlanan bir durumdur. Canı sıkılan insanlar güzel sanatlar dallarında bir çok esere imza atmışlardır. Günümüzde hala oynanmakta olan oyunların bir çoğunun can sıkıntısından doğduğuna inanılmaktadır. Bkz.: Quidditch. Bir şeylere sıkılan insanların ise bir şeyler yaratması nefes almaları kadar doğal karşılanır. Bu insalar bir şeyi dert edinmişlerdir bunun sonucunda ise kitap, şarkı yazmış, film çekmiş, savaşmış hatta zaman zaman devrim yapmışlardır.