26.6.08

pilavlar değişti

Şaşkın çek konsolosluğu 15 günlük vericem dedi 30 günlük vize verdi ben de hemen pılımı pırtımı toplayıp uçuyorum pazar günü. Önce Prag sonra Berlin. Cansuların bensiz huzurla yaptıkları planların içine edicem nihohoh yada olmadı tek başıma takılırım artık.
Neyse sonuç olarak ben gidiyorum. Yolum açık olsun.
5ine kadar görüşmek üzere söz verdiğim herkesden özür dilerim. Çok acil oldu...

bu arada klavyemde space bozuldu gibi bişi, beni çok yoruyor.

25.6.08

kutsal çanta teorisi

Bir süre önce şuna inanıyordum, erkek arkadaş bir çantadır. Kişiliğine ve kıyafetine uymalıdır. Seni tamamlamalıdır. Kendini güzel hissettirmelidir. İçinde işe yarar şeyler olmalıdır. Ona sahip olmaktan mutlu olmalısındır. Ama en önemlisi başkaları da ona sahip olmak istemelidir ( and this is very very crucial). Bir insanı çekici kılan en mühim şey başkaları tarafından arzulanıyor olmasıdır. Arzu bulaşıcıdır.

Tabi sevgili sizlere saçma gelebilir ancak şunu belirtmeliyim ki benim için çanta kutsaldır. Gerçi teorimi sarsan istisnalarla karşılaştım yakın zamanda ve artık emin değilim boyfriend=bag denkleminden. Olsun.

Oğul is a Rock Star


Modelimiz biricik Oğulcan. Mekan santralistanbul da bir stüdyo. Cansu, Aylin ve ben. Aylin ışıkta, Cansu elinde makina yerde, ben elimde makina merdivenin tepesinde. Neşeli neşeli..

Oğulcan ünlü "Juice" filminin yönetmenidir, ayın 1inde kendisini Hollandaya, Stranger festivale uğurluyoruz. Bu şahane filmde ben elma veren türbanlı kızı oynuyorum.

Filmi burdan izleyebilirsiniz: strangerfestival.com/juice

21.6.08

ok kowboy

Bu gün notlarıma baktım. Ortalamam 3,76. Baktım ve hemen
Cansuyu arayıp sordum bu iyi bir şey mi diye. Ve evet iyi bir şeymiş.
Ve şimdi hepinize hava atabilirim.
Na na nanan na na!

Hasta gibiyim. Bogazım gıdıklanıyor. Sırtım, boynum ağrıyor.
Ama bugün güzel bir cumartesi günü.
Gerçi artık günlerden ne olduğunun hiç önemi yok.
Artık tatil. Abuk projeler yok. Vizemde çıkıcak işallah. Çek cumhuriyetine gidicem. Animasyon workshopuna katılıcam. Her şey çok güzel olucak. Yaşasın yaşasın!

15.6.08

Şimdi neredeler. Eski Holivud yıldızlarıyla yeniden..


Bu fotoğraf 17 ocakta çekilmiş. Ancak Esin yine haşin comentlerde bulununca, Cansunun dediğine göre hepimizin genel halini sergileyen olaylara verdiğimiz ilk tepkileri gösteren bu şahane parçayı sizle paylaşmak istedim.
Söyle oluyor:
Esin- Senin ağzını burnunu bacağını kırarım. Teyk diz heytırz!

Cansu- Bilemiyorum önce bir düşünmeliyim. Kararsızım..

Merve- Ne dediğim o kadar da önemli diil her şekilde seksiyim

Bundan yola çıkarak benim her daim şuursuz bir insan olduum izlenimine kapılabilirsiniz ancak ben aslında ben bu bu üçlünün hayal yıkıcı, can sıkıcı mantığının sesiyim. Nihahohoho

Esin de eskisi kadar çok bacak kırmıyor. Artık daha sipiritüel takılıyor. İşinde gücünde

Cansunun arada kararsız kaldığı oluyor. Ama işte mutlu son zamanlarda onun için pek dert olmuyor.

Bu fotoyu hepimiz ayrı çirkin çıkmış olmamıza rağmen- normalde melek gibi kızlarız elbette ki- çok seviyorum. Makinayı ayarlıyıp sonra koşup pozisyon almak ve bir yandan da kamerayı Pisiden korumak .... Pek heycanlı bir deneyimdi doğrusu.

Hafifletici Sepetler

Kendini bomboş hissediyordu.
Sanki kimse onu hiç sevmemiş gibi.
Otobüsleri ve cafeleri düşündü.
Eskiden yan tarafından oturan çocuğun gülümsemesi mutlu ederdi.
Hiç bir zaman tanımayacağını ya da tanısa sevmeyeceğini bilse de hoşuna giderdi.
Belki de beğenildiğini hissettirdiğindendi.
Şimdi hiçbir şeyden zevk almayan, hiçbir şeyden anlamayan yaşlı bir kadın gibi hissediyor kendini.
Doksan yaşında bir bakire gibi.

Belki

"En" olmak...
1. olmak...

Bunu istemek o kadar kötü değil.

Ama
Sen anlayamazsın..
Sen çabalamadan da elde edebilenlerdensin.

11.6.08

Go Go Go!


congratulations honey!




yes!
ne abuk fotoymuş bu böle.
ahey!

art shit

Vize evraklarımı vermek üzere çek konsolosluğuna gittim bugün. Gürkan ve özge de numara aldılar. Tabiki Cansucan da bizleydi. Ancak saat 11 olup da kapı yüzüme kapanınca göz yaşları içinde ayrılmak zorunda kaldım, evraklarımı veremeden. Yarın yine gitmek zorundayım.

Annem babamla beni İstanbulda bırakıp hatunlarla Spancaya gitti. Sanırım bir kaç tava tencere yanacak.

Şimdi eve geldim ve aptal artists stamentımı yazmam lazım. dünyanın en luzumsuz şeyi sanırım. Nerem artist ayol benim.

10.6.08

punkt

you broke me.
and you can't even notice that.



9.6.08

Facebookalemun Sergi - Faceboochameleon Exhibition





"Burada verimli topraklara demir atıyoruz."(1)

Kültürlerarası etkileşimin hızlandığı küresel dünyada, 20. yüzyıldan sonra sanatın üretilmesi ve sunulmasında ortaya bir çok farklı ve değişken platform çıkmıştır. Mekanın, sanatsal işler üzerindeki belirleyici özelliği artmıştır. Duchamp da translocation kavramıyla sanatın üretilmesi konusunda mekanın nötr olmadığını vurgular. İstanbul Bilgi Üniversitesi FTV/VCD öğrencilerinin aslen insan profillerinin sergilendiği facebookun özelliklerini sanatsal bir avantaja dönüştürerek farklı açılardan yaklaşmışlardır. Bunun sonucunda da facebook etkileşimli bir sanat atölyesi haline gelmiştir. Bu sergide, klasik anlamdaki yapıtların yerini, kalıcı olmayan, facebook'a özgü yerleştirmeler, performanslar almıştır.

"Yeni sanat" algısından hoşlanan herkesi bu segiyi gezmeye ve hazırlanan bu interaktif işlerde performaslarını sergilemeye davet ediyoruz. Katılımcılar maceralar arası bu gezinti sırasında kimi zaman artık aramızda olmayan ünlülerin öbür dünyadaki yeni yaşantılarını şekillendirecekler, kimi zaman da kendilerini, polisiye ya da geleneksel hikayelerin içinde bulacaklar. Katılımcı ve iş arasındaki mesafenin kısalması ile de katılımcı, işlere şekil verirken, farklı kimliklerde vucut bularak ilginç deneyimler yaşama imkanı bulacaktır.

Yeni iletişim teknolojileri referanslarıyla hazırlanan, eserin ve uygulamanın bir arada verileceği bu sergide, faklı maceralarda rol alacak olan katılımcı, bu sayede farklı yaşantılara da tanıklık ederek, bir başka noktadan bakınca herşeye “hayır” demenin mümkün olduğunu fark edecek.

(1) 2. DADA manifestosu, Tristan Tzara, 1918

******

“Here we are dropping our anchor in fertile ground.”(1)

In the global world, which interculture interactivity accelerates in, after twentieth century, lots of changable and different platorms have emerged at producting and display of art. Effect of location has increased on art artwork. Duchamp also highlightes that location is not neutra, by “translocation” notion at producting art . FTV/VCD students of Istanbul Bilgi University approached from different aspect to facebook, by transforming features of it, which actually is exhibited people’s profiles, into advantage. As a result of this, facebook has become an interactive art studio.
We are inviting everbody, who likes “new art” peception, to travel this exhibition and to show his /her performance on these interactive works which were prepared. Participators sometimes new lifes of celebrateds who are not with us, sometimes will find theirselves in a criminal or traditional story. And participators will find living different experiences oportunity by shorten between participator and artwork.
Participator, who will act a part in different advantures, will realize that saying “no” is possible to everything, by witnessing different life styles, by new cominication technology references, in this exhibition, that will will be exhibited as together artwork and practice.


(1)From the 2nd DADA Manifesto, by Tristan Tzara, 1918.

Sergi ana grubu: Facebookalemun Sergisi

Benim sergideki işim: Have You seen Me_

Hepinizi beklerim.
.
.

"Önce istiycen. Sonra kısmet!" demiş bilge kişi.

nothing feels like home

Mutlu, yorgun.
Evde olmak gibisi yok. Aile gibi arkadaşlar.

"We are family. I got all my sisters with me"

Konuşamamıştık uzun zamandır doğru düzgün. Hepimiz yoğunduk, yorulduk. Konuştuk. Ama çoğunlukla konuşmadan oturduk. Bazen gerek de kalmadı zaten hepimizin cümle kurmasına. Bir ağızdan çıkanlara eşlik eden kafa sallamalar da yetti. aynı şeyi demeye çalışıyorduk zaten.
"Şimdi diyelimki, Merve, benim Barışım, Cansu da Aras olsun, sonra Murtaza gelip sana diyo ki..."

*Jack&coke.

Dans ettik. Salonun artasında aptal aptal. henüz etrafta kimsenin olmamasını fırsat bilerek.

"We are family. Get up everybody and sing"

Size güvebebileceğimi biliyorum.
Tek size güvenebileceğimi biliyorum.

Hep taşıdığım doğum lekesi gibi bir şey

Ama evdeyken garip bir şey oldu. Tuhaf bir tavşan deliğinden kayıp içeri, tamamiyle unuttuğum bir anıya çıktım. Unutulamayacak kadar garip olmasına rağmen silivermiş beynim.

Sevindim buna.

*You smell like melon.

Tüm o şahane karakterler ve filmler... Mr Darcyler
En azından ben de yaratabileceğim Bickford gibilerini, mükemmel müzikleri olan şahane sahneler. Sahip olmak istediğim, hayalini kurduğum her şeyin hikayelrini çekeceğim. Sonra 3 tane zibidi hatun iç çekerek izleyerek hayal kuracak, benim gibi.

Reality sucks da diyemiyorum. Değil çünkü. Ama işte hep o filmler yüzünden aşılandı bu büyük beklentiler bünyeme.

*Bickford Shmeckler ın cool fikirleri
*Ugly Betty için çekişen erkekler.

Ugly Betty'nin bile sürpizlere, romantik jestlere ve çeşitli sevimliliklere maruz kaldığını gördükten sonra nasıl düşünmeden durabilirim reality saks diye. Oysaki en güzeli gerçektir, gerçek seni özgür kılar falan filan. Yanlış bir şeyler yapan biz miyiz? Yanlış tercihler mi yapıyoruz? Yoksa ne yaparsak yapalım "real life is like buf!" olarak mı kalacak.

*Kendimi güvende hissettiğim zaman, hiç haraket etmeden durmalı mıyım belki yanlış bir adım atarım da kaybederim diye güvenli noktamı?

Sonuç olarak sizi seviyorum