29.4.08

uykusuzluksuzluk susuzluk

Uykusuzluk, uykulu olmaktan iyidir. Uykulu olmak gariptir, uyumamışta olabilirsin çok uyumuş da. Saçma bir kelime yani. Bebekler uykulu olabilir anca ve 3 yaşın altındaki çocuklar.

Uykusuzluk çekmiyorum. Çekseydim güzel olabilirdi. Insomnia wooouw. Sadece canım o kadar sıkkın ki uyumak bile istemiyorum, sürekli kafamı luzümsuz şeylerle meşgul etme çabamda bundan.

//Umursamaya başlamak.

//Ondan bana küçük bir bebek evi yapmasını isteyebilirim, bunu becerebilir. Ama bana ne faydası olur bilemiyorum. Olsun. Ama küçük olan her şey sevimlidir.

//Fazla yoruma açık şeyler yazmadığımı biliyorum. Ama bir tanecik bile yorum gördüğümde ne kadar sevindiğimi görseniz her yazıma en az 2 yorum yazardınız. Yaa yaa...

//Steve sen de bir şeyler yaz artık.

//Bilinçaltı mesajı verme kabiliyetim üzerinde çalışmalıyım. Vücut dili zırvasını da merak ediyorum. Ama tanrım kişisel gelişim kitaplarından ölesiye nefret ediyorum. Komik olanlarından bile.

Dediğim gibi uykum yok ama uyumam gerekiyor,yarın okulda bir sunum yapmamız gerekiyor. Zaten konuşacak kimse de kalmadı. Yelta da az önce çevrimdışı oldu- iyi geceler dileme zahmetine girmeden (ha ha ha)

Diyeceklerim bu kadar.
Sen sen ol, waterproof olmayan rimeli gözüne sürüp, sonrada gözünü hatur hutur kaşıma. Elbette ki panda yavrusu gibi dolaşmak istemiyorsan, istiyorsan tabi o senin bileceğin iş.

Sürpriz.

oh boy! again?

İlk okuldayken aptal bulduğum insanlar Parise İngiltereye falan gitmişler, şahane üniversitelere girmişler.
Mutsuz oldum, tarifsizce.
Ya ben insanları değerlendirmekte çok başarısızım ya çok kendimi beğenmişim ya da bu insanlar zamanla adam olmuşlar. Hem de ne adam.

Lanet olsun sana facebok çok üzüyorsun beni!

no reason to smile

t's my party and I'll cry if I want to
You would cry too if it happened to you


yes, you would- hatta bu da video

Ve şimdi de çok gizli "it is my party! yes!" playlistimi açıklıyorum
.Feel Like Makin' Love
.Love Is A Battlefield
.Piece Of My Heart
.Its A Mans World
.Lonely Is A Man Without Love
.ve tabiki It's My Party

5 saattir bunları dinliyorum
bir de yakın zamanda aşk ve sigarayı yeniden izledim as you can see pek mutluyum

26.4.08

Pupa Yelken

Koskocaman bir yalan söyledim bu gün.
Yalan söylemekle kazanacağım bir şey de yoktu üstelik, aynı gerçeği söylemekle kaybedecek bir şeyimin olmadığı gibi.

Önce pek hoşuma gitti yaptığım şey,
"Ne iyi ettim!" dedim.
Sonra tiksindim kendimden.

Şuursuzca yalan söyleme isteği ne tuhaf şeymiş.

Kedim iyiyleşti. Pek çok mutluyum ama yine de 2 gün de bir doktora götürüyoruz.

Aylardan sonra bir kitabı baştan sona okumanın gururu içindeyim, üstelik de çok bğendim. Ama kitap okuma yetim köreldiği için karşıma çıkan herhangi bir kitabı da beğenebilirdim belki. Bilemedim.

Saatlerce snooker izleyebiliyorum. Şimdi Neil robertson ı izlemekteyim ama tabiki herkes gibi benim de favori adamım O’Sullivan. Üstelik anlıyorum da oyunu ama oynayabileceğimi sanmıyorum. Keşke becerebilsem çok kuul olurdum. Bir de saksafon çalsam çok kuul olurdum.

Cuma partilerin yaşama nedenlerimden biri oldu. Steve, Thomas, Oğulcan, Sadi çekirdek kadrosu ve değişken katılımcılarla taksim geceleri oooh yeea! Pek bir şey yapmıyoruz gerçi, dedikodu yapıyoruz bol bol, aynı insanlara uyuz oluyor oluşumuzun harika bir şey olduğu söyleyip, bu arkadaşlık bambaşka diyoruz ve mutlu oluyoruz ( Steve Rulez!). Sonra bütün hafta ne kadar eğlendiğimizi konuşuyoruz.

Alışverişe çıkmak istiyorum. Ödevlerimi bitirmek istiyorum ama önce başlamam gerektiği gerçeğini unutmak istiyorum. Param olsun istiyorum. Annem artık sigara içtiğimi kabullensin istiyorum. Yeltay'ı daha çok görebilmek istiyorum. Kafam rahat olsun artık istiyorum.

Annemler gelirken tatlı bir şeyler alsınlar istiyorum.

Bu kadar.

Hep çok güzel şeyler geliyor aklıma otobüsteyken ama sonra unutuveriyorum hemen. Buf!

18.4.08

The Sand

Her blonde hair was flying with the wind. The only thing she could see was a tiny island miles away. She turned her back to the sea and walked through the beach, crossed the road which vanishs behind the hills. She sat next to the irish red haired women who was sitting in a small cafe, looking like a decoration from a desert scene. She put her shoes of and cleaned the sand out of her toes. Then looked up and "Hey!" she said and smiled.
"Hey! We can join them if you want."
"No. Let's just stay here for a while. It's nice."
Red haired woman just noded.
"Can you see the island over there" asked blonde. "Can you see how green it is? Hah! It's weird."
"Right."
And she looked around to see trees or at least bushes. She couldnt find any. Only sand sand sand. Felt thirsty.
" Want something to drink?" she said " I guess we need to order something." And showed her the man, sitting at the corner of the bar. " He has been staring at me since you left."
"Ok. But I'm starving too."
"I'll just take a beer."
"Beer?"
"What? Dont you think they have beer?" red haired asked.
"No. I dont know."
"We'll see." she said and she made "two" with her fingers to the waiter. "Bira" she said.
"I'll be right back" he said then ran out and left them alone.
Somehow he didn't accept two women drink beer in the afternoon.

"You didn't even ask me. You never do." blonde said.
"Yeah! like you ask me! Please shut up!"

And she did. For a minute.
"I can't stand that. Spit it out if you have something to say! Don't keep it!"
"Not the time and place. And it is a little to late. Isn't it honey?"
"But we didn't need it. I don't need it."
"Need? You shouldn't do it at the first place, you shouldn't have it at the first place. And you.. Should not... You.. Do you even even know the guy?"
"Who? Doctor? He was a family friend."
"No! Not the doctor. God! You dont even know him, do you? Have you ever think about me, about us? It was only a month Eli, You couldn't wait. And with a guy! God! A guy, you just met."
"Stop it! I already feel terrible!"
"And you think you shouldnt?"
"Please! Please!"

She watched the two gold fish in the tank for a while. That moment she realized gold fish is actually red.
"Red. Just like your hair" she said.
"What?"
"Nothing."
She breath out.

"What took so long. It's just beer."

He put the glasses on the wooden table. He asked if they need anytning else and went back to his corner. They didnt want anything more.

"Would you do him too?"
"What?"
"Nothing."
She didn't ask twice.

"I just need to know one thing. You'll want it eventually, wont you?"
"Yes. Eventually."
"What if we wont have the chance again."
"We will."

They drank their beer in quiet.


re-write of
Hills Like White Elephants
Ernest Hemingway
for VCD 150

10.4.08

Elephant in the room

Biliyoruz ama konuşmuyoruz. Bütün haşmetiyle otururken ortamızda çevresinden dolaşıyoruz. Üstelik unutmuş da değiliz her şeyi hatırlıyoruz.
Sonra.
Sessiz bir sıcaklık.


Başkalarının boktan hayatlarına acıyıp kendimizi yüceltiyoruz. Ve bu günlük gülümseyerek vedalaşıyoruz.

7.4.08

I'm in the place where everyone knows your shame

"You're moving too fast for me
And I can't keep up with you"

Maybe you should slow down for me

And I need someone to talk...

6.4.08

Ben festivale festival demem gay filmine gidemediysem!

Bu sene biraz geç kaldım biraz da boş verdim sanırım. Sadece 5 bilet alabildim festivale ve eve gelince acı içinde farkettim ki gitmeyi en çok istediğim film 16:00da başlıyor ve benim 17:00da giyinmiş süslenmiş topuklu ayakkabı fönlü saç vs şeklinde bir yerde olmam gerekiyor. Tarifsiz derecede mutsuz oldum bu sene festivallerle aram hiç iyi değil -zaten canım film izlemek de istemiyor pek- zaten if in de bir tek partilerine gitmiştim -dvdlerini bulduklarımı bile daha izlemedim-hahaha!
Ama şansa bak ya! Gitmeyi en çok istediğim film! Bir de hafta sonuydu üstelik ! Biletide kıvırır götüme sokarım artık!

Denizanası,
Yaşasın Yönetmen!,
Mister Lonely,
Honeydripper,
bilet bulabildiklerimiz.

Vahşi Zerafet ise bilet bulupta gidemeyeceğim.

Sinema öğrencilerinin yüz karasıyım ben. Zaten anlam veremiyorum insalara eskiden de böyle miydi sokaklara kadar sıralar olur muydu? Biletler bitiverir miydi?
Geçen sene 20 filme gittim festivalde ve boş koltuklar olduğunu gayet net hatırlıyorum. Hele de if te salonların neredeyse boş olduğunu idda edebilirim özelliklede Caddebostanda. Çok uzak bir zamandan bahsetmiyorum geçen sene alt tarafı. Nedir yani bu sene herkes entel dantel olmaya mı kara vermiş. Baktım o kadar da şahane bir film de göremedim üstelik! Doğru düzgün gay filmi bile yok! Bu ne be!


"sus ve yalamaya devam et! "

Hakan a bir sonraki yazımın başlığının bu olucağını söylemiştim, aklımda yazmaya değicek hiç bir şey olmamasına rağmen sırf üzerinden çok zaman geçmesin diye yazıyorum bunu.

İşte böyle.

Bu gün 6 Nisan pazar. Pazar günlerini pek sevmiyorum. Bazen ama bazen seviyorum, hava güneşli olduğunda, bütün günü fotoğraf çekerek geçirdiğimde, modaya gittiğimde... Bu gün sevmediğim pazarlardan, hem yağmur yağıyor hem de kimse beni arayıp sormuyor. Umurumda değil gibi yapıyorum ve kimseyi yüzlerce kez çaldırarak taciz etmiyorum ama baya bir umurumda.

Neyse..Neyse...Evek!

"Çocukluk hayalleri masum ve güzeldi ama sonuçta çocukluk hayalleriydi" dedi geçen gün bir bilir kişi. Çok mutsuz oldum. Hani onun çocukluk dediği 16-17 üstelik. Dedim ki ben de "hayal değildi ki onlar ben söz vermiştim ve ben sözümü tutarım" ama inanmadı bana saçmaladığımı söyledi. Saçmalıyordum evet biliyorum. Olamayacak şeylerdi bunlar, istesem bile olmayacak şeylerdi. Ama bana inanmasını istiyordum, önem verdiğimi bilmesini istiyordum. Kötü bir niyetim yoktu (tamamiyle ego meselesi olabilir bilemiyorum).
Hayallerim gerçekleşmişti benim, geç de olsa istediğimi vermedi mi bana evren? Hayallerin sadece hayal olduğunu kabullenmek istemiyordum, ben yaşayan kanıtı değilmiydim zaten.. verilen sözlerin sadece "söz" olmadığına inanmak istiyordum, fena halde bel bağlamıştım bir kısmına, sözlere vaadlere ve "ne olursa olsun bir gün mutlaka" ile başlayan cümlelere...

Bu da böyle bir şeydi işte!

Say something!!