29.2.08

so...

Benden nefret ediyorsun. Anlıyorum. Anlıyorum çünkü I've been there, I've done that. Eğer seni üzdüysem özür dilerim. Gerçekten üzgünüm. Ama sonuçta benim senin hayatında ne kadar bir yerim vardır ki seni üzebilme yetisine sahip olabileyim. Sadece önemsediğin insanlar seni üzebilir. Ve ben bir seneyi aşkın süredir sadece lüzumsuz sorular yöneltiğin kimi nerden nasıl tanıdığını merak ettiğin biriyim sadece. "O"nun benim hayatımda yeri oldukça büyüktü. İki elimin on parmağından az sayıdaki insanlardan biriydi bu hatun...Ama what ever makes her happy yani..I don't mind for a very very long time..
Yinede üzgünüm gerçekten. Önemsiyorum ve midemde bir yerlerde varlığını hissediyorum vicdanımın. Ama kendim için bir şey yaptım bunun için beni suçlayamazsın, eminim sen de aynısını yapardın.
Büyük ihtimalle bu yazının varlığından bile haberdar olmazsın hiç bir zaman. Ama evet bunu da kendim için yaptım..

Hope you don't mind either
Maybe one day..

27.2.08

N.A.O.




3+2+1+2+4=12

Bir film 3 kere üst üste izlenebiliyorsa ve böylece toplam izlenme sayısı 12 olmuşsa bu filmin inanılmaz bir senaryoya şahane görüntülere sahip olması falan beklenir, özelliklede bunu yapan sinema tv öğrencisiyse. Ancak hayır, kanımca bu film tüm bunlara sahiptir ama duymak isteyeceğiniz coolluğa sahip değildir, hatta ve hatta "hah! chick flick!" deyip kestirip atmanızda muhtemeldir. Utanmam gerektiğini düşünebilirsiniz nitekim "romantik filmleri sevmek eşittir duygusal ağlak kız" gibi bir genel yargı vardır ki zamane alterno taksim kadıköy vs kızları bu etiketten hoşlanmazlar pek. Nedense! Oysaki bilselerki uncool is the new cool...

Ama ben kabullenerek ağlak zırlak bir hatun kişimi olduğumu, göğsümü gere gere haykırıyorum, ben chick flicklere bayılıyorum!! -ki bu aslında "siz beni ezemeden ben kendimi ezerim hahayt!" taktiğidir, ayrıca "düştüğümde ilk ben gülerim kendime hey! özgüvenim tam!" demekle kardeştir-

Aralıksız izleyebilirim, bazı sahneleri tekrara alıp izleyebilirim, annemle, Esinle, Cansuyla ya da tek başıma izleyebilirim. Aynı anda ağlayabilir, gülebilir ve Mr. Darcy diye inleyebilirm.. Evet yapabilirim. Yaptım ve yine yapmalıyım. Hemen şu anda gidip Aşk ve Gurur izlemeliyim. Ve bir sigara yakmalıyım üstüne..

17.2.08

Sıcak - Ne garip kelime öyle!



Bütün gün bu manzaranın karşısında oturdum battaniyenin altına girip.
Ay pek bir mutluyum! Aman da aman!

16.2.08

And don't look now!

Let's talk about spaceships,
or anything
except you and me
Ok?
Ok.

-
Say Hi To Your Mom

İyi?

Alfabetik mi gitmeliyim, kronolojik mi?
Neyse önemi yok, sadece bir kaç kişiden söz edeceğim.

A., çok iyi bir insandı, çok çok iyi. O kadar iyi ki cennetteki yerinin şimdiden hazır olduğuna eminim. Ortak zevklerin azlığından ya da cumaya giden adamın yanında fütursuzca bira içmenin huzursuzluk verici olgusunun her yanımıza bulaştığındandır, elbette yürümedi. Onun hatası değildi.

U., iyi bir çocuktu özelliklede yıkandığı zamanlarda. Çoğu insan bir pank konserinde tanıştığı, bir metroda çıkmaya başladığı insanla seneler geçirmeyi hayal eder. Ne yazı ki hayaller gerçek olmadı. Bir süre sonra saçını kaldırdığında sol gözünü görebilmenin verdiği mutluluğun eski heycanı kalmadı, durumu sexi bir dövme bile kurtaramadı. Onun hatırasına 3 kere! Emo! emo! emo!

E. Hastalıklı bir doğası varsı ilişkimizin, o zamanlar tutku diye adlandırmak pek bir havalı geliyordu ama düpedüz hastalıktı . Vıcık vıcık! Ama iyi çocuktu iyi olmasına, beni gözlükleri ve nerd tavırlarıyla tavladı, harry potter saçlarıyla büyüledi, ardından Donnie Darko dan replikler gelince çoktan pılımı pırtımı toplayıp kaçmaya hazırdım bile. Ancak 5 ayın sonunda hayatımdaki nefes aldırmayacak kadar yoğun varlığı, her zaman her yerden fırlaması - ki kendisi biraz da bu özelliğiyle tanınır- bende saçlarımı teker teker derimden ayırma isteği yaratmaya başladı. Ama çok sevmedim dersem de yalan olur.

Bu insanların belki de sadece iki ortak özellikleri vardı. Biri hayatımdan geçmiş olmaları, ikincisi de iyi birer insan olmaları. İyi bir insan, iyi bir arkadaş. Peki bu insanların iyi bir erkek arkadaş olmalarını engelleyen ne, onlara aşık olmayı engelleyen ne? Yine iyi oluşları mı? İyiliğin getirdiği kaçınılmaz sıkıcılık mı?

Hepsi için geçerli olmadığını biliyorum. Mesela E. bir o kadar da komikti ve beni güldürürdü. Ama bu da yetmedi. Eksik olan neydi?
Yeterince güzel bir çanta değil miydi?

Belki de tek nedeni iyi olanın kafayı yeterince kurcalamaması, gizemli olmamasıdır. Beyninde derinlere işlemedikçe bıkmak vazgeçmek daha kolay oluyordur belki?

Bilmem. Öyle midir acaba?

15.2.08

Biz burda değiliz. Siz nerdesiniz?

Ben 4 yaşındayken Etilerdeki evden taşındık. Orda bebekliğimi ve yuva arkadaşlarımı bıraktık.
Bir de bir evimiz vardı Tuzlada yazın giderdik bazen, o evi de sattık, sıkıcı geçen yazları orda bıraktık.
Sonra başka bir ev daha aldık. Hiç oturamadan sattık. Orda çok para bıraktık.


Bir komşumuz vardı, bir kızı bir oğlu vardı. Onlar da bizi bıraktılar Antalya'ya yerleştiler.
Ayçanın ananesi de İzmir e yerleşti bize kurabiye kokusu bıraktı.
Karşı komşum Kaan gittiğinde bitmeyen bir arkadaslık bıraktı. Arar sorar hala.
Zeynep abla evlendi. Sadece bir büyük sandık bıraktı. Annesi odasını kütüphane yaptı.
Bir arkadaşım vardı sitede, yıllar önce bir yaz taşındı, ne bir adres ne de bir telefon bıraktı. Kimse bir daha ondan haber alamadı.

Hep birileri gitti. Hep hatıraları kaldı. Bazen de kokuları, tatları..

Onlar gitti. Biz gittik.
Biz gittik. Onlar kaldı.

Kimbilir daha hatırlanmayan kaç kişi orda kaldı.

-honey, we don't live there anymore.-

Uncool is the new Cool

Bir pastanem olsa adını ginger bread house koyardım...
Bir nalburum olsa adını kaptan magra adami koyardım...
Bir koyunum olsa adını dolly koyardım...
Bir baligim olsa adını sushi koyardım..
Bir filmmim olsa adını Anahtar koyardım...
Bir uzay gemim olsa adını space trip koyardım..
Nassıl? Şahane dimi?

Ayrıca rakunların 5 parmağı vardır.

14.2.08

Harmful? No!

As long as the distinction between fantasy and fiction remains..




hollywoodvari monologlar

Bıktığında ya da zor gelmeye başladığında ne olucak?
Hayır keyif kaçırmak gibi bir niyetim yok
Ama her hangi biri gibi kolayca arkamda bırakabileceğimi sanmıyorum seni.

Zor yapanla, ilginç yapan hatta birazda hollywoodvari kılan şey hep aynı. Ancak bir hollywood filminde olsaydık her zaman başka bir eyalette hayatıma yeniden başlama şansım olurdu.
Ne yazık ki- belki de neyse ki- bu ben büyüdükçe genişleyeceği yerde daralan şehirdeyim ve uzun bir süre yolculuk görünmüyor.. Birinin beni götürmesini bekleyenlerdenim...

Drama Queen olmak beni "Everyone says I love you" nun bir karakteri yapamayacağına ve bir süre daha düşük bütçeli bir film olarak kalacağıma göre bu kadar çok düşünmenin bir anlamı yok belki de. Kim ne derse desin! En kötü ne olabilir ki?
Ama zaten hayatımda az sayıda arkadaş kalmışken muhtemel arkadaşları da gözden çıkarmak doğru mu? Bir şey farkedermi? Ne değişir?

Zaten benim asıl korkum insanlardan değil senden, her an değişebileceğine inandığım fikirlerinden. Sen, sensin. Daha ne olsun!

Birinin bana sakin olmamı söylemesine ihtiyacım var. Acilen!

1.2.08

build me up buttercup

saat nerdeyse 9 olmuştu. atılan her adımda birinin adı çıkıyordu ağızdan..tarihler, renkler, mevsimler...kadıköyün tüm sokakları onlarla doluydu. hepsini ufak bir tebessümle andılar..çünkü elden gelen başka bir şey yoktu.
sigaradan bir kaç kesik nefes alıp, soğuk akşamı içlerine çektiler...çünkü gece kokusu gibisi yoktu...