24.8.10

aptal kız

Tanrı aptal kızları korusun. Kolay varken kim zor ile uğraşmak isterki. Bu yüzdendir belki bize sıra gelememesi. (Ya da belki korkunç derecede itici kişiliklerimiz, yüzüne dahi bakılamayacak çirkinliğimizdendir, kimbilir..)
Biz de düştük aslında, beklentilerimizin yarısını bile karşılamayacak adamlara göz koyduk.
Hata bizde. Çünkü "herkes daha fazlasını istiyor biz bari daha azıyla yetinelim" dedik, yanıldık. Meğer onların istediği en başından beri "meme, göt, meme, göt" ten öteye gitmemiş. Biz boşuna ağzımızı bol bol açmaya çalışmışız, sanmışız ki müzikten, filmden ya da onların hoşladığı ve bizim hiç alakamız olmasa da anlamak için çabaladığı şey herne ise ondan bahsedersek ilgi çekeriz.. Belli ki biz salak kızlardan bile daha salakmışız. "Erkek bulma okulunda"ki ilk dersi kaçırmışız; çeneni kapa, güçsüz ol, melül melül bak.

Tamam, her şeyi kabul ediyorum, güzel aklllıyı, genç yaşlıyı yener. Bu yeni değil. Hiç bir zaman yeni olmadı. Peki "cici" kızlar bile ilişkileri sexle açmaya başladığında ben nerdeydim? Şimdiyse insanların dilinde bir evlilik muhabbeti, gelecek plan programları... Ben ne kadar zamandır televizyonun karşısında oturuyorum?
İpin ucunu, ne zaman, nasıl bu kadar kaçırdım bilmiyorum.

Yalnız ölürsem beni suçlamayın, kız kurusu demeyin, ben elimden geleni yapıyorum.

20.8.10

televizyonsuz yaşayamıyorum

Şimdiye kadar televizyonda gördüğüm hiçbir şey beni Molped reklamı kadar dehşete düşürmedi, hani şu bir takım adını bilmediğim ünlü kadınların molped logosunun arkasında, dev bir ped paketinin önünde, en kuru ped molped diye cıvıldadıkları reklam.
İlk gördüğümde Sapancada bahçeye tabak çanak taşıyordum, reklamı gördüm hipnotize oldum elimdekilerle kalakaldım ta ki babam ne çok televizyon izlediğime dair iğneleyici bir yorum yapıp beni dehşet uykumdan uyandırana dek.
Bilemiyorum beni bu kadar tiksindiren tarafı ne, oysaki ben zevk olsun diye telefonla satış reklamlarını bile izlerim, içinde ceset, ameliyat vs bol bol olan geniş bir dizi yelpazesinin sıkı takipçisiyim.
Hatta disney channel bile izliyorum. Bundan daha kötü olan tek şey avşar ailesinin dayanılmaz iticiliği olsa gerek.
Ne zaman görsem kanalı ne kadar çabuk değiştireceğimi bilemiyorum, sık sık şaşkınlıktan kumandayı elimden düşürüyorum. 

ps: i have a secret crush on Nick Jonas. I'm not proud of it.

19.8.10

soya.çekim

Daha birkaç gün önce yazmayacağım demiştim ama yalancı olduğumu zaten biliyorsunuz. Bu yüzden uzun uzun açıklamayacağım ve yazıma geçeceğim.
..........

Bir kaç zamandır kafamda dönüp dolaşan bir cümle var, nedense kafamda ilk kurulduğunda ingilizce oluştu, bazı cümleler türkçeye çevirince büyüsünü kaybediyor, o da öyle kalıverdi. Her neyse, kafamda şu geziniyor, "family is trouble".
Bunun gerçekten bana ne ifade ettiğini anlatabilmem için gereksiz bir açılıma girmem gerekecek ve düzenli olarak uluslararası magazin programları izlediğim için çok iyi bildiğim bir gerçek var, o da ailenin kirli çamaşırlarını dökmenin hiçbir zaman hiç kimseye faydası dokunmadığıdır. Bir gün gelir seni popondan ısırıverir.

Ama ifşa etmeden anlatabilinecek şeyler de vardır, çünkü her ailede bir tane çatlak büyük hala, bir kara koyun kuzen, bir hayırsız dayı ya da paragöz bir teyze (vb.) mutlaka vardır. Ya da hiç olmadı, bir hasta dede, bir alzheimerlı büyük anne vardır. Belki hiç umursamazsın, belki her şey daha senin kulağına gelemeden kuma gömülür belki de sen onlarla kuma gömülürsün, asla sana ait olayan sorunların bir şekilde sana değen ucuyla onlarla beraber sürüklenirsin. Öyle yada böyle aile ölünceye kadar peşinizi bırakmayacak bir beladır. Atsan atamazsın satsan satamazsın. Hep kafanın üstünde bir bulut gibi taşırsın, bazen güneşli havalarda olur ama yağmur taşıdığında sığınacak hiç bir yer bulamazsın çünkü zaten altına sığınabileceğin en güvenilir sığınak da yine onlardır.  En kötüsü de her şeyi "senin iyiliğin için" kılıfına uydurarak yaparlar ki bu da onlardan huzur içinde nefret etmene engel olur. Fedakarlıkların altında ezilirsin, birden bire büyüyüverirsin yada hep çocuk kalırsın. Seni dindar, inançsız, bencil, pozitif, verici, itaatkar yapabilirler ya da doktor, avukat vs. Ne kadar inkar edersen et sen onların bir parçasısındır. Belki parçasından çok eseri demek daha doğrudur çünkü genleri bir yana bıraksak da armut elbette ki dibine düşecektir. İstemesen de bir şeylerin hep onlara benzeyecektir.

Doğruyu söylemek gerekirse ben hiç bir zaman ailesinden nefret eden asi velet olmadım. Ergenliğin en ateşli zamanında bile. Hatta babam benim kahramanımdı, onun hikayeleri, gençliği, inançları, inceliği, cntilmenliği, yaptığı her şey benim yapmak istediğimdi şeydi. Büyüyünce O olmak istiyordum, annemle babamın ilişkilerine sahip olmak, onlar gibi mutlu olmak.. vs vs
Geçen zaman getirdiği hayal kırıklığıyla  yıldırmış olsa da tam olarak değiştiremedi olmak istediğim şeyi. Ama değişti, kesinlikle değişti, biraz ondan biraz bundan başka bir şey oldum çıktım.

Babam hala tanıdığım en cool adam ama büyüdükçe süper kahraman kostumünün altındaki adamın kusurlarını da gördüm, annemin ise hiç de kurtarılmayı bekleyen zavallı kadın karakter olmadığını, Lois Lane'den çok Wonder Woman'ı andırdığını...
Belki biz fazla yakındık, belki içimizde kalması gereken şeytanları birbirimiz üstüne salmaktan çekinmedik. Bu yüzden kostümlerimiz biraz yırtık pırtık, bu yüzden kimsenin bizi üzemeyeceği kadar üzebildik birbirimizi ama sevemeyeceği kadar sevdik de. Sanırım. Ama aile olmak böyle bir şey değil mi?
Seni hayata hazırlıyor, öyle bir seviyor ki başka kimsenin sevgisi yetmiyor, onlarınkinden sonra hiçbir şey çok canını yakamıyor, kimsenin kaybı onların ki kadar derin boşluk bırakmıyor (taa ki kendi aileni kurana kadar). Sadece anne baba da değil, teyzesi, amcası... ma-aile sana sıkıştırılmış bir kurs sunuyor, bir nevi survival guide hazırlayıp, to do ve not to dolarla önüne seriyorlar.

Aile tuhaf şey. Gerçekten. Çözemiyorsun da. Onlarla da onlarsız da olmuyor.
Kapalı kutu misali, herkesin başında aynı bela olsa da anlatsan da kimse anlamıyor, herkesinki farklı. Zaten insan anlatacak cesareti de kolay kolay bulamıyor.

Kol kırılır yen içinde kalır. Boşuna dememiş eskiler.

16.8.10

see you later alligator

Ne kadar mutsuz olduğum, canımın ne kadar sıkkın olduğu  konulu yazılar yazmak istemiyorum.
Artık yazmayacağım.
Sedece evde oturup yemek yiyeceğim.  65 kilo olduğumda  "Tartılardan korkmak" isimli bir kitap yazıp Oprah'ya konuk olacağım. O zaman görüşürüz.


Ayça beni Caddeye götür.